Kategori: Sağlık

  • Aşırı sıcaklar ölüme neden olabilir

    Aşırı sıcaklar ölüme neden olabilir

    Hava sıcaklıklarının yurt genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyretmesiyle birlikte kalp hastaları da oldukça riskli bir döneme girdi. İEÜ Medical Point Hastanesi Kardiyoloji bölümünden Doç. Dr. Cihan Altın, sıcak havalarda kalp hastalarına önemli uyarılarda bulundu. Kalp hastalarının özellikle öğle saatlerinde dışarı çıkmaması gerektiğinin altını çizen Altın, sıcak havaların kalp hastaları için ölüme davet çıkarabileceğini hatırlattı.

    ‘Saat 12.00 – 15.00 arası kesinlikle dışarı çıkmayın’

    Aşırı sıcak havalarda kalp rahatsızlığı olanların 12.00 – 15.00 saatleri arası dışarı çıkmaması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Cihan Altın, “Hava sıcaklıkları oldukça arttı. Beraberinde nem de arttı. Kronik kalp hastaları, kalp damar hastaları, tansiyon hastaları ve kalp yetersizliği gibi hastalıkları olanların öğle sıcağında, güneşin en etkili olduğu saatlerde dışarı çıkmaları çok tehlikeli olabilir. Terleme ile beraber mineral kaybından dolayı hastalar için bazen ilaçlarının dozları uygunsuz hale gelebilir. Özellikle terleme sonucunda insan vücudundaki kan biraz koyulaşır ve bu da beraberinde kalp krizine sebep olabilir. Günün en sıcak olan saatleri 12.00 ila 15.00 arasında hastalarımızın kesinlikle dışarı çıkmamalarını tavsiye ediyoruz. Bunun yanı sıra bol bol su tüketmelerini, karpuz gibi meyveler yemelerini de tavsiye ediyoruz. 1,5 litrenin üzerinde su içmeleri kesinlikle çok önemli” dedi.

    ‘Sıcak havalar ölüme davetiye çıkarıyor’

    Sıcak havaların ölüme davetiye çıkarttığını dile getiren Doç. Dr. Altın, “Eğer kalp hastasıysanız ve dışarı çıkmanız gerekiyorsa mutlaka gerekli önlemlerinizi alınız. Gölge yerlerde bulunun ya da uygun araçlarla gidiniz. Sıcakta yürümek ve çok terlemek kalp krizi geçirme ihtimalini artırır ve bu da ani ölümle sonuçlanabilir. Sıcak havalar kalp hastalıklarına ve ölüme davetiye çıkarıyor” açıklamasında bulundu.

    ‘Egzersiz yaparken bunlara dikkat’

    Kalp hastalarının egzersizlerini aksatmamaları gerektiğini ancak dikkatli olmaları gerektiğine vurgu yapan Altın, “Bildiğimiz gibi kalp hastalarının egzersiz yapmaları lazım. Ancak bunu özellikle günün sıcak saatlerinde değil, akşam serinliğinde ya da sabahın erken saatlerinde yapmalarını tavsiye ediyoruz. Kesinlikle gündüzün sıcak olduğu dönemlerde egzersiz yapılmamalıdır. Ani sıvı kayıpları, ani bayılmalara, ani travmalara, kafa travmalarına, kalp krizlerine ve ani ölümlere neden olabilir” sözlerine yer verdi.

  • Düzenli kan bağışının sağlığa faydaları

    Düzenli kan bağışının sağlığa faydaları

    Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Başak Adaklı Aksoy, 14 Haziran Dünya Kan Bağışçıları Günü dolayısıyla kan bağışının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.

    “Kan sürekli bir ihtiyaçtır”

    Kan bağışının önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Aksoy, “Kan sürekli bir ihtiyaçtır. Ülkemizde her gün binlerce hastanın kan ihtiyacı olmaktadır. Planlı ameliyatlar, kazalar, bilinen kan hastalıkları ve onlarca başka durumda her yaştan hastanın kan ihtiyacı olabilmektedir. Doğumdan ölüme kadar her an kan ihtiyacımız olabilir. Deprem gibi olağanüstü durumlar kan ihtiyacını artırabilir. Kan ihtiyacının sağlanması ancak gönüllü vericilerin bağışları ile mümkündür” diye konuştu.

    “Kan bağışı sonrası bol sıvı alınmalı”

    Kan bağışından önce ve dikkat edilmesi gerekenlerden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Aksoy, “Öncelikle bağışçının gönüllü olması gerekir. Bağışçının bilgilendirilmiş onamı okumuş, anlamış ve soruları açıklıkla cevaplayarak imzalamış olması önemlidir. Kan bağışında bulunacak kişi, kan bağışı öncesindeki son 24 saat içinde alkol kullanmamış olmalı ve düzenli kullanılması gereken ilaçlar hariç ilaç kullanmamış olmalı ve son 1 saat içinde hafif bir yemek yemiş olmalı, aç olmamalıdır. Kan bağışı sonrası ilk 1 saat dinlenme konumunda olmalı, bol sıvı almalı, bağışı izleyen iki saat boyunca sigara içmemeli, özellikle dikkat gerektiren işlerden kaçınılmalıdır” dedi.

    “Kan bağışına engel durumlar”

    Dr. Öğr. Üyesi Aksoy, kan bağışına engel olabilecek durumları ise şu şekilde sıraladı: “Sebebi bilinmeyen ateş, cinsel yolla bulaşan hastalık, madde kullanma geçmişi, HIV, Hepatit B, Hepatit C enfeksiyonları ve kanama pıhtılaşma bozukluğuna sebep olabilecek kan hastalığı mevcut ise kan bağışı kabul edilmez.”

    “Vücutta kan hücreleri yenilenmiş olur”

    Kan vermenin vücut üzerine etkilerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Aksoy, “Kan yapan ilik hücrelerinin çalışması uyarılarak sistemdeki hücrelerin yapımı artar ve vücutta kan hücreleri yenilenmiş olur. Düzenli kan bağışçıları bir yandan kan bağışlamanın ve ihtiyaç sahibine yardım etmenin manevi hazzını yaşarken diğer yandan da öncesinde geçtikleri sorgulama ve kısmi tıbbi taramalar sonucunda sağlık durumlarının kontrolünü sağlamış olurlar. Kan bağışının kalp ve karaciğer sağlığı üzerine olumlu katkıları olduğu bildirilmiştir. Bilgilendirilmiş onam formu açıkça ve net yanıtlandığı sürece, kan bağışına uygunluk bağış merkezi tarafından değerlendirildiğinden kan bağışının bilinen bir zararı yoktur” ifadelerini kullandı.

    “Kadınlar 4, erkekler 3 ay ara ile bağışta bulunabilir”

    Tam kan bağışının kadınlarda 4 ay, erkeklerde 3 ay ara ile yapılabileceğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Aksoy, “18-60 yaş arası sağlığı elverişli herkes bağışçı olabilir. Bağışçının vücut ağırlığı en az 50 kilo olmalıdır. Gebelik şüphesi olanlardan ve gebelerden kan bağışı kabul edilmemektedir. Kadınlarda hissedilen bir sorun yoksa, menstrüel periyod bağışa engel olmasa da bağışçının o gün bol sıvı alması ve dinlenmesi istenir. Ramazan ayı boyunca günlük sıvı alımı azaldığından oruç açıldıktan sonra kan bağışı önerilir. Son 3 ay içerisinde cerrahi bir işlem geçirmiş kişiler bağışçı olamamaktadır” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

  • “Fazla et tüketimi kan şekerini yükseltebilir”

    “Fazla et tüketimi kan şekerini yükseltebilir”

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, Kurban Bayramı’nda aşırı et ve yağ tüketiminin istenmeyen sonuçlara yol açabileceğini belirterek uyarılarda bulundu.

    “Et ve tatlı tüketimindeki artış kilo aldırabilir”

    Kısa sürede yoğun miktarda et ve yağ tüketiminin, çarpıntı, tansiyon yükselmesi ve kan şekerinde yükselmelere yol açabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Tutal, “Ayrıca yine bu 4 günlük sürede et ve yağ tüketiminin yanı sıra tatlı tüketimindeki artış da kilo alınmasına neden olabilir” şeklinde konuştu.

    “Şerbetli tatlılardan uzak durun”

    Diyabeti olan hastaların bayram ziyaretlerinde şerbetli tatlı tüketiminden kaçınmaları gerektiğine vurgu yapan Uzm. Dr. Tutal, “Şerbetli tatlı tüketimi yerine mümkünse az şekerli dondurma veya meyve tüketmeleri, içecek olarak ayran veya az şekerli ev yapımı komposto ya da bitki çaylarının tercih edilmesi, kan şekeri kontrolünün bozulmaması açısından gereklidir” ifadelerini kullandı.

    “Diyabetli hastalar diyet programlarına uymaya devam etmeli”

    Bilinçli bir beslenme programı, ara öğün tüketimine devam edilmesi ve diyabetik hastaların düzenli olarak kan şekeri takibine devam etmeleri sonucunda bayram döneminin sorunsuz bir şekilde geçirilmesinin mümkün olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Tutal, “Diyabetli hastalar da doktorlarının verdiği diyet programlarına harfiyen uyarlarsa, sağlıklı bir bayram geçirebilirler” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

  • Gençlerde evlilik korkusu hızla yayılıyor

    Gençlerde evlilik korkusu hızla yayılıyor

    Genel olarak fobiler günlük yaşamı olumsuz olarak etkiliyor. Psikologlara göre literatüre girmiş 400 farklı fobi çeşidi olduğunu söyleyen Psikolog Rabia Bağcı, son zamanlarda gametofobi yani evlilik korkusunun hızla yayıldığına dikkat çekti.

    “Gametofobi kadınlarda daha çok görülür”

    Fobi, bir şeye karşı duyulan korkunun, bireyin gündelik yaşamını negatif yönde etkilemesi durumu olarak tanımlanırken, 6 ay veya daha uzun süreli yaşanan bu durumlar fobi olarak kabul ediliyor. Özellikle gametofobinin bütün hayatı olumsuz etkileyebileceğini söyleyen Psk. Rabia Bağcı, “Gametofobi olanlar, ilişki devam ederken aşırı kaygılanma yaşayabilir ve bitmesi konusunda yoğun evhama sahip olabilirler. İlişkiyi aniden bitirme, insanlardan uzaklaşma yaşanabilir” şeklinde konuştu.

    Evlilik korkusu ve bağlanmanın genel sebebinin geçmişteki travmalardan kaynaklı olduğunun düşünüldüğünü, aslında bireyin kendisi için bir tür koruma kalkanı oluşturması durumu olduğunu ifade eden Psk. Rabia Bağcı, gametofobinin birçok sebebi olabileceğini söyledi. Genellikle kadınlarda erkeklere oranla daha fazla gametofobi görüldüğünü söyleyen Psk. Rabia Bağcı, şöyle devam etti:

    “Fobik bireyler, iletişimi kötü olan ebeveynler ile geçmiş çocukluk yaşantılarına sahipse kaçınma, korkma gibi ya da ebeveynleri iletişimsel ve ilişkisel anlamda çok mutlu bir evlilik sürdürüyor ise kendilerinin bu kadar mutlu olamayacağı gibi düşünceler ile kaygı yaşayabilirler. Çoğu ailenin evlilik sürecine girmek isteyen veya girmiş olan çocukları için geleneksel ya da dini baskıları sonucunda da gençler kaygılanabilir ve bu durumu yaşayabilir.”
    Evlilik korkusu yaşayan bireylerde farklı tür fobilerin de görüldüğü bilgisini veren Psk. Bağcı, bu fobileri; Filofobi (aşk korkusu), Genofobi (cinsel ilişki/yakınlık korkusu), Pistanthrophobia (başkalarına güvenme veya sevdiğin biri tarafından incinme korkusu) diye sıraladı.

    Gametofobi tedavisi nasıldır

    Gametofobi teşhisi için özel bir test olmadığını, tedavisi için doğru teşhisin gerekli olduğunu vurgulayan Psk. Rabia Bağcı, “Teşhis kolaylıkla konulamaz. Bireyle görüşme sağlanır ve varsa diğer fobiler sorulur. Teşhis için mutlaka olması gereken durumlar vardır. Bunlar; ani anksiyete reaksiyonları, sosyal ve kişisel yaşamların farklı alanlarında sınırların olması, aşırı sıkıntı üzerine duyulan korkuya direnmek veya kaçınmak gibi. Bu durumlar en az 6 aydır mevcut ise ve bunlar OKB veya sosyal anksiyete bozukluğu gibi farklı sorunlardan kaynaklanmıyor ise fobi teşhisi konulabilir. Gametofobinin yanı sıra ona eşlik eden depresyon ve anksiyetenin yaşanması durumunda, bireyin günlük yaşamında aksatıcı sorunlar yaşamaması için ilaç tedavisi gerekebilir. Gametofobinin tedavi edilebilmesi ancak bir uzman tarafından destek alınarak sağlanabilir” diye konuştu.

  • Kurban eti kesilir kesilmez tüketilmemeli

    Kurban eti kesilir kesilmez tüketilmemeli

    Kurban Bayramı’na sayılı günler kala, Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülcan Yıldız, ‘bayramda sağlığımızı korumak için nasıl beslenmeliyiz’ sorusuna önemli açıklamalarda bulundu. Yıldız, “Her zaman olması gerektiği gibi Kurban Bayramı’nda da dengeli ve sağlıklı beslenmek çok önemlidir. Bayramda dikkat etmemiz gereken en önemli konu kurban etini hemen kesilir kesilmez tüketmemek en azından 1 gün dinlendirip kızartma yerine haşlama, ızgara veya fırında pişirme gibi uygun pişirme yöntemlerini kullandıktan sonra tüketmek konusudur” dedi.

    “Yağsız veya az yağlı etler tercih edilmeli”

    “Yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeniz önemlidir” diyen Yıldız, “Sindirim sorunları yaşanmaması için porsiyon kontrolü, etin yanında bol sebze veya salata kullanımı önemlidir. Bu bayram özelinde et tüketimi arttığı için lif alımını arttırmak için etin yanında lif oranı yüksek sebzelerin kullanılması önemlidir. Hem mevsimin yaza denk gelmesi hem de et tüketim miktarının arttığı bu aralıkta su tüketiminin ihmal edilmemesi gerekir. Ortalama günde 2-2,5 litre su içmelidir yetişkin bireyler. Etin yanında ikram edilen şekerli ve gazlı içecekler yerine düşük sodyumlu maden suyu tercih edilmelidir” ifadelerini kullandı.

    “Bayram süresince aktif olmaya özen gösterin”

    Yıldız, “Bayramda tatlılara hayır demek zor olsa da şerbetli tatlılar yerine sütlü ya da meyveli tatlılar miktarına dikkat ederek tüketilmelidir. Öğün atlanmamalı, ana öğüne ek 2 ara öğün yapılmalıdır. Böylece hem sindirim sisteminiz rahat eder, hem de tokluk hissiniz artar. Bayram süresince aktif olmaya özen gösterin. Hafif yürüyüşler veya basit egzersizlerle fiziksel aktivitenizi sürdürün. Bayram kaçamakları dengelemek için fiziksel aktivite arttırmak önemlidir. Günlük fiziksel aktiviteyi artırmak, genel sağlık ve zindelik için de son derece önemlidir. Özellikle bayram gibi özel günlerde, fazladan alınan kalorileri dengelemek için ekstra fiziksel aktivite yapmak faydalı olabilir. Kısa mesafelere yürüyerek gitmek, asansör yerine merdiven kullanmak gibi küçük değişiklikler günlük aktiviteyi artırabilir ve metabolizma hızınızı artırabilir. Bu tür alışkanlıklar, sağlıklı bir yaşam tarzını destekler ve bayram ziyaretlerinin tadını çıkartırken fiziksel sağlığınızı da korumanıza yardımcı olabilir” dedi.

  • “Kurban etlerini hemen buzdolabına koymayın”

    “Kurban etlerini hemen buzdolabına koymayın”

    Kurban Bayramı’na hazırlanırken binlerce vatandaş kurban vazifesini yerine getirecek. Uzmanlar ise kesilen etlerin heba olmaması, hijyenik şartlarda saklanması için önemli uyarılarda bulundu.

    Konu ile ilgili konuşan Çankırı Karatekin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüdayi Ercoşkun, etin kesimden sonra bir süre dondurulmadan bekletilmesi gerektiğini söyledi. Kesimden sonra bekletilmeden dondurulan etin sertleşeceğini belirten Ercoşkun, etin dinlendirilmesinin önemine değindi.

    “Yeni kesilmiş kurban etini buzdolabına koymadan önce birkaç saat dinlenmelidir”

    Kesimden sonra etin en yumuşak halde olduğunu belirten Ercoşkun, “Yeni kesilmiş kurban eti, buzdolabına koymadan önce birkaç saat dinlenmelidir. Kesilmiş eti, 24 saat dondurursak ölüm sertliği aşamasında donmuş olacak ve çözündürdüğümüz zaman en sert halinde olacak. Yeni kesilen et en yumuşak haldedir. Yavaş, yavaş sertleşir ve daha sonra tekrardan gevşemeye başlar. O esnada damardaki kanlar süzülerek laktik asit oluşur. Mikrobiyal olarak daha güvenilebilir bir et olarak karşımıza çıkar” dedi.

    “Kahvaltıda et tüketmek yerine sindirimi kolay besinler yemeliyiz”

    Kahvaltıda et tüketilmemesi gerektiğini kaydeden Ercoşkun, “Kesilen kurban etlerini 15 gün buzdolabı şartlarında saklayabiliriz. Dondurmak istiyorsak en az 24 saat bekletmemiz gerekiyor. Et, sindirilmesi zor bir besindir. Kahvaltıda et tüketmek yerine sindirimi kolay besinler yemeliyiz” diye konuştu.

  • Sıcak çarpmasından korunmanın yolları

    Sıcak çarpmasından korunmanın yolları

    Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ufuk Sandıkçı, sıcak çarpması ve inme hakkında bilgilendirmede bulundu.

    “11.00 ile 16.00 saatleri arasında dışarıda bulunulmamalı”

    İnme ve sıcak çarpmasından korunmak için önlemler almanın hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Sandıkçı, “Bu önlemler arasında sıvı-elektrolit dengesinin iyi sağlanması en başta gelmektedir. Günlük sıvı ihtiyacının düzenli karşılanması ve bu ihtiyacın gün içerisine eşit şekilde yayılması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, nemli ve çok sıcak ortamlardan kaçınmak ve özellikle güneşin en yoğun olduğu 11.00 ile 16.00 saatleri arasında dışarıda bulunmamak gerekmektedir” şeklinde konuştu.

    “Açık renkli kıyafetler tercih edilmeli”

    Kıyafet seçimi de sıcak havalarda korunmada kritik bir rol oynamakta olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Sandıkçı, “Yaz aylarında mevsime uygun, açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Böylece vücut, sıcak havadan daha az etkilenir ve sıcak çarpması riski azaltılmış olur. Risk grubundaki bireylerin doktor kontrolünde verilen ilaçlarını düzenli kullanmalarının önemi de yadsınamaz” dedi.

    “Gün içinde banyo yapılmalı”

    Gün içerisinde banyo yapmanın ve vücudu nemlendirmenin de sıcak çarpmasından korunmada etkili bir yöntem olduğu belirten Dr. Öğr. Sandıkçı, “Bu sayede vücut ısısı düşürülerek, sıcak havanın olumsuz etkileri en aza indirilebilir” ifadelerini kullandı.

    “Sıcak çarpmasından koruyacak öneriler”

    Özellikle sıcak yaz aylarında toplumun bilinçlendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması konusunda uyarılarda bulunan Dr. Öğr. Üyesi Sandıkçı, inme ve sıcak çarpmasından korunmak için alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:

    “Bol sıvı tüketimi: Su başta olmak üzere, elektrolit dengesini koruyacak içeceklerin tüketimi artırılmalıdır.
    Gölge alanlarda bulunma: Mümkün olduğunca gölgede kalmak, doğrudan güneş ışınlarına maruz kalmamak önemlidir.
    Hafif egzersizler: Ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı, hafif tempolu yürüyüşler tercih edilmelidir.
    Serinleme yöntemleri: Klima veya vantilatör gibi serinletici cihazlar kullanılabilir.”
    Bu basit ancak etkili önlemlerle yaz aylarında inme ve sıcak çarpması risklerini en aza indirmenin mümkün olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Sandıkçı, “Sağlığınızı korumak için gerekli tedbirleri almayı ihmal etmeyin” uyarısında bulundu.

  • Güneş çarpmasına dikkat: Komalık olmayın

    Güneş çarpmasına dikkat: Komalık olmayın

    İç Hastalıkları Uzmanı Asena Serap Yalçınkaya, tüm Türkiye’ye etkisi altına alan sıcak havalar hakkında açıklamalarda bulundu.

    Vatandaşların sıcak hava dalgalarına dikkat etmeleri gerektiğinin altını çizen İç Hastalıkları Uzmanı Asena Serap Yalçınkaya, “Güneş çarpmaları güneş ışınlarının verdiği zarar sonrasında, vücut ısısının 40 derece üstüne çıkması sonucunda vücutta gerçekleşen sıvı kaybı sonucunda oluşan bir klinik durumdur. Bu durumda sıvı kaybına bağlı olarak iç organlarda hayatı tehdit eden değişimler meydana gelmektedir. Güneş çarpmaları karşımıza baş ağrısı, bulantı kusma, şuur değişikliği ve komaya kadar giden durumlarla karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanı sıra hastalarda, kızarık, kuruluk, ağrılı bir cilt ve bazen de aşırı terleme görülebilir. 65 yaş üstü hastalar ve 5 yaş altındaki çocuklar, gebeler ve kronik rahatsızlıklardan hipertansiyon, şeker, kronik böbrek yetmezliği ve kanser hastaları risk altındadır. Güneş çarpması gördüğümüzde ne yapmamamız gerekiyor onu anlatmamız gerekiyor. Güneş çarpan bir hastayı şuuru da kapalıysa kesinlikle bir şeyler yedirip içirmemeliyiz. Alkol koklatılmamalıdır ve katı gıdalardan kaçınılmalıdır. Güneş çarpan bir hasta, öncelikle en yakın bir sağlık kuruluşuna ulaştırılmalıdır. Sağlık kuruluşuna ulaştırılmadan önce ise hasta güneş görmeyen serin bir yere alınarak üzerinde ki giysiler gevşetilmelidir. Şuuru açık olan hastalar için sıvı desteği sağlanmalıdır. Ülkemiz için güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde özellikle saat 10.00 ile 16.00 arasında hastalarımızın dışarı çıkmalarını önermiyoruz. Bunun yanın sıra koruyucu ek tedbirler de öneriyoruz. Bu saatlerde dışarı çıkacak olan vatandaşlarımız, sıvı alımlarına dikkat etmeli, sıcak havalarda yoğun fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı, terlemenin fazla olduğu saatlerde mineral alımına dikkat edilmeli ve doğru renk giysiler seçilmelidir” dedi.

  • ‘Havuz yerine deniz tercih edin’

    ‘Havuz yerine deniz tercih edin’

    Yaz sezonuyla birlikte özellikle çocuklu aileler, deniz veya havuzların yolunu tutmaya başladı. Kalabalıklaşan havuzlarda ise bireylerin bulaşıcı hastalık kapma ihtimali arttı. Böylece akıllarda ‘havuz mu daha sağlıklı deniz mi?’ sorusu yer aldı. Açık denizin daha sağlıklı olduğu konusunda uyarıda bulunan Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alper Şener, “Havuzların ne kadar klorlama ya da ozonlama periyodu daha düzgün de olsa, belli oranda mikroorganizma kontrolleri düzenli yapılsa da durgun su, denize kıyasla bulaşıcı hastalıklar açısından daha sıkıntılı. Havuzlar açısından baktığımızda dikkat edilmesi gereken konulardan bir tanesi de düzenli temizleme ve klorlamanın hangi sıklıkta olduğudur. Bunlara rağmen bazı hastalıklar nadiren de olsa bulaşabilir” diye konuştu.

    “Su yutma ile ağızdan bakteriler bulaşabilir”

    HIV, Hepatit B gibi hastalıkların, klorlama düzeylerinin yetersiz olduğu zaman her ihtimalde bulaşabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Şener, “Su yutma ile ağızdan bulaşan mikroorganizma dediğimiz enterik patojenler ağırlık olarak, bazı bakteriler de çok nadir olarak havuzlardan bulaşabilir. Açık deniz ya da sahil deniz kıyılarında, Halk Sağlığı Kurumları tarafından mikroorganizma fotojen araştırılması yapılıyor. Suya karışan bakteri miktarı bakılıyor. Suya karışan bakteri miktarı belli sayıların altındaysa karışmış karışmamış diye engel olmak mümkün değil. Belli sayıların üstündeyse plajın kullanımı kapatılabiliyor” açıklamalarında bulundu.

    “Tuzlu suda virüsler yaşamıyor”

    Art arda birkaç yıl boyunca enterik patojen 0 çıkıyorsa, bu plajların sahillerinin mavi bayrak olarak kodlandığını anlatan Şener, “Birkaç yıl art arda yapılan denetlemelerde, enterik fotojen bulaşıcı hastalık bakteri miktarı çok aşağılardaysa, sahil kesimleri bu açıdan temiz alan ilan ediliyor. Virüsler açısından tuzlu su olduğu için bizim açımızdan bir avantaj var. Tuzlu suda virüsler yaşamıyor, yaşama ihtimali çok düşük oluyor. Dolayısıyla viral etkenler açısından bir avantajımız var” uyarısında bulundu.

    Havuz ve denizlerde ‘sokak hayvanları’ uyarısı

    Sahillerde mevcut olan başıboş sokak hayvanlarının da denizleri ve sahilleri kirletebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Şener, “Bu kirlenmelerle birlikte dolayısıyla enterik patojenler ya da kistler yaz döneminde de başımızın belası olabilecek hastalıklardan birkaçı. Belirtiler olarak da hafif ulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal dediğimiz tablolarla karşı karşıya kalıyoruz. Eğer deniz kıyısında karşı karşıya kaldığınız tabloda denizin bulanıklığından ya da denize akan bir turistlik yerde lağım ya da kanalizasyon görüyorsunuz o bölgelerde deniz girmemek ideali. Bu bölgeden uzak yerlerde denize gerekir. Sadece sahil kesiminde değil, deniz turizminin yapıldığı bölgelerde de oradaki tuvaletlerdeki atık suların boşaltılması nedeniyle de koyların kirletilmesi söz konusu. Bu durumda da enterik patojenlerle karşı karşıya kalınabilir. Bunlarda çoğunlukla baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş ve ishal gibi tablolarla karşı karşıya kalıyoruz. Güneş çarpması ile de çok sık karıştırılabiliyor. Çünkü güneş çarpması da baş ağrısı, bulantı, kusma ve çocuklarda ishal tablosuna sebep olabiliyor. Bunlar için bazı laboratuvar testlerine ihtiyaç var. Büyük abdest ile testlerde herhangi bir patojen varsa bu hastalara tanı konuluyor ve antibiyotik tedavisi gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

    “Ciltten dökülen kıl, ağızdan akan salya, havuzlarda bulanıklık ölçeğini değiştiriyor”

    Havuzlarda son zamanlarda çok popüler olan tuzlu deniz suyunun kullanılmasının bir avantaj olduğunu vurgulayan Şener, şunları kaydetti:
    “Deniz içerisinden gelen tuzlu su, özellikle HPV ve Hepatit B gibi fotojenler için ekstra koruyucu. Bu sebeple deniz suyu kullanılan havuzlar, normal havuzlara göre artı avantajı var. Dikkat edilmesi en önemli şeyler ise aslında havuzlarda gözle görülebilir bir bulanıklık varsa ideali çocuğu o havuza sokmamak, kendimizin de girmemesidir. Her ne kadar havuzlar düzenli denetime tabii de olsa, daha fazla bakteri havuzda olabiliyor. Çünkü havuza düşen şey sadece enterik patojen değil. Ciltten dökülen bakteriler, kıllar, tüyler, ağızdan ve burundan akan salyalar dahil havuzlarda bulanıklık ölçeğini değiştiriyor. Ne kadar düzenli klorlama da olsa bu yetersiz kalabiliyor.”

    “Çocuklarda karşılaşılan viral hastalıklar olabiliyor”

    Havuza girdikten birkaç saat sonra özellikle gözde yanma, sulanma, kızarıklık gibi tablolar meydana geliyorsa, bu durumun sadece klorlamaya bağlı olmayabileceğini aktaran Şener, şöyle konuştu:
    “Adenovirüsü gibi özellikle çocuklarda karşılaştığımız bazı viral hastalıklar olabiliyor. Bu tabloya dikkat etmek lazım. Havuza girdiğiniz zaman yüzünüzde gözlük yoksa, ağzınızı burnunuzu, kafanızı suyun içerisine sokmamak ideal olandır. Bulunduğunuz tesiste havuz ve deniz aynı oranda ulaşılabilirse, deniz tercih edilmelidir. İster istemez havuzda, diğer kişilerle mesafenizi koruyamıyorsunuz ama denizde bu mesafeyi korumanız mümkün.”

    “Gözle ilgili rahatsızlıklar, çocuklarda kalıcı hasar bırakabilir”

    Havuz sonrasında yüzde, gözde, yanma, batma, sulanma, bulantı, kusma ve ishal gibi şikayetler görülürse hemen uzman hekime başvurulması gerektiği konusunda uyarılarda bulunan Şener, gözle ilgili olan durumlarda, özellikle çocuklarda kalıcı hasar bırakabilecek tabların olabileceğini belirtti.

  • Güneş gözlüğü nasıl takılmalı?

    Güneş gözlüğü nasıl takılmalı?

    Optisyenlik Programı Öğretim Görevlisi, Optisyen İlkay Altunsoy, göz sağlığını korumada önemli bir rolü olan güneş gözlüğünün kullanımı sırasında dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin değerlendirmede bulundu.

    UV ışınlarından korunmak gerekiyor

    Ultraviyole (UV) ışınlarının göz sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğunu belirten İlkay Altunsoy, “Özellikle gözümüzün görüp algılamadığı fakat güneş ışığı bileşeni olarak hem cildimiz hem de göz sağlığımız açısından zararlı etkileri olan UV ışınlarından korunmamız esastır. Gözün UV’den zarar görmesi, güneş ışığında bulunan zararlı elektromanyetik dalgaların gözün çeşitli tabakalarından geçip hücrelere zarar vermesi ile başlar. Nasıl ki cildimizi korumak için güneş koruyucu kremler kullanıyorsak göz sağlığımızı korumak için de UV korumalı camı olan güneş gözlüğü kullanmak oldukça önemlidir” diye konuştu.

    Katarakt riski oluşturuyor

    UV ışınlarının, uzun vadede göze zarar vererek göz merceğinin şeffaflığını kaybedip katarakt gelişmesi riskini arttırdığını belirten Altunsoy, “Bunun yanı sıra göz çevresinde kırışıklık, sarkma ve lekelenme gibi foto yaşlanma riski de artmış olur. Görme sinirlerine verdiği hasar ise halk arasında ‘sarı nokta’ hastalığı olarak bilinen makula dejenerasyonu olarak karşımıza çıkar ve tedavisi zor ve meşakkatlidir” dedi.

    Gözde güneş yanığına dikkat!

    Gözün sadece yaz aylarında değil, kış mevsiminde de korunmasının önemli olduğunu vurgulayan İlkay Altunsoy, “En çok UV’ye maruz kalınan karlı, buzlu ve parlak zeminli ortamlarda ise gözün en dış tabakası olan kornea zarar görerek ‘fotokeratit’ yani güneş yanığı oluşur ve ağrılı, geçici bir körlük meydana gelir” uyarısında bulundu.

    Gözlük koruyucu sağlık işlevi görüyor

    Güneş gözlüğünün sadece aksesuar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Altunsoy, “UV ışınlarının verdiği zararlar başlangıçta fark edilmeyip zamanla gözde kalıcı tahribatlara neden olabilir. Bu kapsamda güneş gözlüğünü sadece moda aracı olarak kullanılan bir aksesuar değil, aynı zamanda koruyucu sağlık işlevi olan bir gereç olarak görmek gerekir” diye konuştu.

    Güneş gözlüğü seçerken bu tavsiyelere kulak verin

    Öğretim Görevlisi, Optisyen İlkay Altunsoy, güneş gözlüğü seçerken dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:
    “Güneş gözlüğü seçiminde öncelik, bu gözlüklerin Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış, her altı ayda bir İl/İlçe Sağlık Müdürlükleri tarafından denetlenen ‘Optisyenlik Müesseselerinden’ alınması gerekir.”

    “Güneş gözlüğünün markasının, modelinin, görüntüsünün nasıl olduğundan çok güneş camının hem UV-A hem de UV-B ışınlarını absorbe eden UV-400 korumalı olmasına önem vermek gerekir.”

    “Güneş gözlüğü, kullanacak kişinin yüz ölçülerine uygun bir ekartmanda olması gerekir. Ekartman gözlük camının yerleştirildiği halkanın soldan sağa düz olarak ölçülen milimetrik değeridir ve bu ölçü gözlük sapında yer alan 3 ölçüden ilkidir. Ortadaki burun aralığı ve sonuncusu ise sapların uzunluğunu belirtir. Özellikle kaşlar çerçevenin içine alınmalı ve şakaklara doğru uzanan kalın saplı çerçeveler ile tam koruma sağlamalıdır. Küçük ekartmanlı, daha çok lüks markaların moda amaçlı kullanılan çerçeveleri maalesef üstlerden ve yanlardan zararlı UV ışının girmesini engellemez. Bu nedenle hem göz sağlığımız hem de göz çevresi cildimiz korunmamış olur.”

    Polarize güneş gözlüğünü kimler kullanmalıdır?

    “Polarize güneş gözlüğü olarak adlandırılan yansıma ve parlamaya karşı koruyucu filtreli güneş camları deniz ya da ıslak yüzeylerden gelen yansıma ve parlamayı engelleyerek kontrastlık sağlayıp net bir görüntü elde etmek için kullanılır. Genellikle uzun süre araç kullanan sürücülere sürüş güvenliği sağlanması açısından, balıkçılara denizin altını daha net görmeleri amacıyla, su sporları, kayak, golf, bisiklet sürüşü gibi dış mekan sporcularına ve de katarakt ameliyatı geçirmiş ışık hassasiyeti olan kişilere önerilir. Her polarize güneş camı UV korumalı demek değildir ve alırken emin olmak için kontrol ettirilmelidir.”

    “Ayna kaplamalı güneş gözlükleri ise kar yağışı olduğunda UV’nin yüzde 50- yüzde 90 oranında olduğundan daha fazla yansımasından dolayı kar tatili yapanlar için ve de kayak sporu ile ilgilenenler için idealdir. Ayna kaplama özelliğinin amacı gelen zararlı ışınları olduğu gibi geri göndermektir.”

    Dört mevsim güneş gözlüğü kullanılmalı

    “Avrupa Birliği Standartları koruma basamaklarına uygun güneş camı rengi seçilmelidir. 0, 1, 2, 3, 4 en açık renkten en koyu renge kadar kategorilenmiş güneş camları renkleri mecvuttur. Mevsime göre bu kategoriden güneş camı rengi seçilip gözleri UV’nin zararlı etkilerden korumak gerekir. Yani sadece yaz mevsiminde değil, dört mevsim uygun renk güneş camı kullanarak tam koruma sağlanmalıdır. Bunlardan 4. kategori güneş camı yüzde 95 görünen ışığı engellediği ve yüzde 5 gözlere ışık gelmesini sağladığı için motorlu araç kullanıcıları için uygun değildir ve yasaktır.”

    “Güneş gözlüğü olarak kullanılacak çerçevenin de sağlığımızı tehdit etmeyen, içeriğinde kanserojen madde barındırmayan kimyasallardan elde edilmiş olmalıdır. Kolay tutuşan, yanıcı bir maddeden yapılmamış olmalıdır. Yüzümüze ve gözümüze zarar verecek herhangi bir çıkıntısının olmadığından da emin olunmalıdır.”

    “Kullanılacak güneş gözlüğünün kaliteli olduğundan emin olunmalıdır. Çünkü kalitesiz ve uygun bir optik müesseseden alınmayan güneş gözlükleri hiç güneş gözlüğü takmamaktan daha tehlikelidir. Bu ürünler göze takıldığında cam rengi koyu olduğu için gözlerimizi kısmayarak ve göz bebeğimiz küçülmeyerek doğal koruma sağlanmamış olur ve UV direk gözün içine girerek hücrelere zarar verir.”

    “Kullanılacak güneş gözlüğünün UV-A ve UV-B ışınlarını engelleyen UV-400 korumalı olduğundan emin olunmalıdır ve UV korumalı olup olmadığından şüphe ediliyorsa optisyenlik müesseselerinde bulunan UV test cihazı ile kontrol sağlanmalıdır.”
    “İnsan sağlığı ve güvenliği ile çevreye zarar vermeyeceği garanti altına alınmış Avrupa Birliği CE Standardı işaretinin olduğundan emin olunmalı ve garanti belgeleri ile teslim alınmalıdır.”