Kategori: Sağlık

  • YKS öncesi tüketilmemesi gereken besinler

    YKS öncesi tüketilmemesi gereken besinler

    Bu sene 3 milyondan fazla adayın katılacağı 2024-YKS, 8-9 Haziran’da Türkiye genelindeki 81 il ve 245 sınav merkezi ile KKTC’nin başkenti Lefkoşa ve Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’de yapılacak. Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, 2024-YKS öncesinde sınav günü üniversite adaylarının beslenmelerine ilişkin İhlas Haber Ajansı’na (İHA) açıklamalarda bulundu. Aktepe, sınav öncesi kuru baklagil tüketmemesi gerektiğini söyledi.

    “Kuru baklagil bağırsak hareketlerini artırabilir”

    “Son kalan bölümde de yine çocukların sınavdaki başarısını değiştirebiliriz” diye konuşan Aktepe, “Nasıl derseniz? Mesela bu akşam yemeğinde cuma günü kuru baklagil yemesinler çünkü ertesi sabah kalktıklarında gaz şikâyeti, karın ağrısı, bağırsak hareketlerini biraz artırabileceği için belki ishal durumları oluşturabilir. O yüzden her zaman nasıl bir yemek yapıyorsa annesi; kızartma olmayan, çok yağlı olmayan çünkü bunları tüketirse eğer sabah kalktığında yine karın ağrısı ve sınav esnasında tuvalete gitme ihtiyacı hissedebilir” diye konuştu.

    “Gitmeden önce çok fazla su içmesin”

    Ailelere sınav öncesi tüketebilecekleri besinler hakkında bilgi verin Aktepe, şöyle devam etti:
    “Bir haşlanmış ya da ızgara et, tavuk olabilir. Yanına biraz pilav, çok yağlı olmayan, çorbasını tüketsin. Akşam yatmadan önce iyi uyusun düşüncesiyle mesela süt vermeyin. Sabah kalktığında çok gaz şikayetiyle çocuğunuz sınavda başarısız olabilir çünkü sürekli karnını tutabilir. Sabah kahvaltısını her zamanki gibi bir kahvaltı yapsın ama omletler, menemenler bunlar bağırsak hareketlerini biraz artırabilir. Yani çocuğunuzun bağırsak hassasiyetine de bağlı. Yumurta haşlayın ama eğer yumurtanın kokusuyla ilgili sorun yaşayacağını düşünüyorsanız, sadece çok az yağlı ya da yağsız bir tost yapın. Yanına bir bardak açık bir çay verin, çok azıcık bir çiğ sebzelerden verebilirsiniz. Biraz da kuru yemiş verin. Ballar, reçeller bunlar ilk 5-10 dakika çok iyi gelir çocuğunuza ya da ‘portakal suyu verelim, zihni açılır. C vitamini ile sınavda başarı olur’ düşüncesi yanlıştır. Bunları vermeyin çünkü kan şekeri çok hızlı yükselir sonrasında da çok hızlı düşer. Siz kahvaltıyı yaptırırsınız. Kan şekerinin düştüğü saat sınavın tam ortalarına denk geleceği için çocuğunuz orada başarısız olur. Suyunu içirin, sonra onu bir güzel sakinleştirerek çok sevdiğinizi söyleyerek sınava götürün. Eline bir şişe suyunu verin, gitmeden önce çok fazla su içmesin. Sınav esnasında psikolojik etki sebebiyle de sürekli tuvalete gidecektir. Havalar çok sıcak, çok terleyecek ama çok su değil daha ılımlı su sınavdan çıktıktan sonra bunu telafi etsin.”

    Aktepe, sınava girmeden önce çok kafein tüketilmesine dikkati çekerek, kafeinin çok idrara çıkartacağını ve sınavda rahatsızlık oluşturacağını ifade etti.

  • ‘Ayakta idrar yapmak prostat yapar mı’

    ‘Ayakta idrar yapmak prostat yapar mı’

    Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Mithat Kıvrak, halk arasında çok konuşulan ‘ayakta idrar yapmak prostat hastalığına yol açar’ iddiasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Ayakta idrar yapmanın prostat hastalıklarına neden olduğuna dair yaygın bir inanış olduğunu belirten Opr. Dr. Kıvrak, “Ancak, mevcut bilimsel veriler bu iddiayı desteklemiyor. Prostat hastalıklarının nedenleri arasında genetik faktörler, yaşlanma ve hormonal değişiklikler daha belirgin rol oynar. Ayakta veya oturarak idrar yapma şeklinin prostat sağlığını doğrudan etkilediğine dair yeterli kanıt bulunmamaktadır” şeklinde konuştu.

    “Kabak çekirdeği, prostat hastalığı riskini azaltabilir”

    Prostat sağlığını korumak için düzenli sağlık kontrolleri yapmak, sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve sigara ile alkol tüketiminden kaçınmanın önemine değinen Opr. Dr. Mithat Kıvrak, “Bu önerilerin dışında kabak çekirdeği, iyi huylu prostat hastalığında faydası gösterilmiştir. Yine domates, brokoli, yeşil yapraklı sebzeler ve kırmızı meyveler gibi antioksidan bakımından zengin besinler tüketilmesi prostat sağlığı açısından faydalı olacaktır. Yürüyüş, koşu, yüzme gibi kardiyovasküler sağlığınızı destekleyen aktiviteler ve haftada birkaç gün kas gücünüzü artırıcı egzersizler yapılmalıdır. Aşırı kafein ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmalıdır. İdrar yaparken mesane tamamen boşaltılmalı ve tuvalet ihtiyacını geciktirmemeye özen gösterilmelidir” ifadelerine yer verdi.

    “Kontrollerinizi ihmal etmeyin”

    Prostat sağlığı konusunda endişeleri olanların mutlaka bir uzmana danışması gerektiğine dikkat çeken Opr. Dr. Kıvrak, “Kendi kendinize tanı koymaktan veya internet üzerinde doğruluğu kanıtlanmamış bilgilere göre hareket etmekten kaçının. PSA seviyelerinizi düzenli kontrol ettirin. Bu test, prostat kanserinin erken teşhisinde önemli bir rol oynar. Prostat sağlığı konusunda daha fazla bilgi ve kişisel tavsiye için bir üroloji uzmanına başvurmanız önemlidir. Konu özelinde, sizin için en uygun yaşam tarzı değişikliklerini ve tedavi seçeneklerini belirlemenize yardımcı olabilir” diye konuştu.

  • “Fazla et tüketmek, risk oluşturmaktadır”

    “Fazla et tüketmek, risk oluşturmaktadır”

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Zeynep Ece Sungur, Kurban Bayramı’nda beslenme konusunda açıklamalarda bulundu. Bayramda beslenmeye dikkat edilmesi gerektiğine dikkati çeken Uzm. Dyt. Sungur, “Birlikte yemek yemenin kıymetli olduğu bu günlerde normalden daha fazla kırmızı et, hamur işi yiyecekler ve tatlıların tüketilmesi hazımsızlık, şişkinlik gibi sindirim problemlerine neden olabilmektedir. Ayrıca kronik hastalıklara sahip bireyler için kırmızı et tüketiminin artması sağlık durumları yönünden risk oluşturmaktadır. Bayram dönemlerinde bazı küçük beslenme önlemleriyle hem sağlığınızı koruyabilir hem de bu güzel günleri çok daha keyifli hale getirebilirsiniz ”dedi.
    Sungur, Kurban Bayramı boyunca sabah kahvaltıyla başlanılması, tüketilen kırmızı etin miktarına ve saatine dikkat edilmesi, etin pişme yöntemi ve tüketim şekline dikkat edilmesi gerektiğini ifade ederek, su tüketiminin ihmal edilmemesi, şerbetli tatlılar yerine meyveli ve sütü tatlıların tercih edilmesi ve fiziksel aktivitenin artırılması önerilerinde bulundu.

  • “Sıcak çarpması, hayati tehlike oluşturur”

    “Sıcak çarpması, hayati tehlike oluşturur”

    Sıcak çarpmalarının yaz aylarında acil servislerde sıkça görüldüğünü ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Erdinç Şengüldür, “İklim değişikliğinin etkileri ile birlikte artık ülkemizin büyük bölümünde yazlar sıcak geçmektedir. Bu durum sıcak çarpmalarını ciddi bir halk sağlığı problemi haline getirmektedir. Vücudumuzun sıcakla mücadele eden savunma mekanizmaları mevcuttur. Sıcakta genişleyen kan damarları ile özellikle cilde daha çok kan pompalanır. Terleme ise diğer önemli bir savunma mekanizmasıdır. Buharlaşan ter ile bir miktar ısı vücuttan uzaklaşır. Dış ortam sıcaklığı vücut ısısını geçtiğinde vücut ısısının dış ortama transferi imkansız hale gelir. Özellikle nemli havalarda buharlaşmanın azalması ile terleme yoluyla ısı transferi güçleşir” dedi.

    “Olumsuz etki yapar”

    Yüksek vücut ısısının özellikle beyin ve sinir dokuları olmak üzere tüm sistemler üzerinde olumsuz etki yaptığını belirten Şengüldür, “Savunma mekanizmaları, vücudu sıcaktan koruma konusunda yetersiz kalmaya başladığında sıcak çarpması riski ortaya çıkar. Sıcak çarpması, sıcak maruziyetine bağlı gelişen, hayati tehlike oluşturan ciddi bir klinik tablodur. Sıcak maruziyeti, bilincin bozulması ve vücut ısısının 40 derecenin üzerine çıkması olarak tanımlanır” ifadelerine yer verdi.
    Sıcak çarpmasının belirtilerini anlatan Şengüldür, “Bilinç durumunda bozulma ve vücut ısısının 40 derece üzerinde olması en önemli iki bulgudur. Bununla beraber sıcak kırmızı cilt, çarpıntı, nefes darlığı, nefes açlığı, kan basıncında düşme görülebilir. Sıcağa bağlı gelişen pıhtılaşma bozukluğu nedeniyle ciltte ‘peteşi’ ve ‘purpura’ adı verilen lezyonlar görülebilir. Hastalar kişilik değişiklikleri, halüsinasyon görme, nöbet geçirme ya da bilinç kaybı şikayetleri ile acil servislere başvurabilirler” dedi.

    “Sıcak çarpması uç yaş gruplarında daha riskli”

    Acil Tıp Anabilim Dalı Başkanı Dr. Şengüldür, “Uç yaşlar kabaca 4 yaş altı ve 75 yaş üzeri olarak tanımlanabilir. Küçük çocuklarda vücudun ısı yönetimini sağlayan mekanizmaları henüz yeteri kadar gelişmediği için, yaşlı kişilerde de bu mekanizmalar eskisi kadar verimli çalışmadığı için sıcak maruziyeti daha derin olmaktadır. Küçük çocuklarda ve yaşlılarda sıvı kaybının tolere edilebilirliği daha azdır. Kronik hastalıkları olan kişiler, özellikle kalp hastaları diğer bir riskli gruptur. Sıcak nedeniyle genişleyen damarlar ve artan kalp atım hızı bu kişilerde kalp krizi riskini artırır. Kendini sıcaktan koruyamayacak durumda akıl hastalığı olan kişiler, alkolikler, evsizler sıcak çarpmaları için risk altındadır. Sıcak havalarda aşırı fiziksel egzersiz yapan kişilerde de sıcak çarpmaları görülür. Sıcak çarpması, genç sporcularda en sık 3. ölüm nedenidir” şeklinde konuştu.

    “Sıcak çarpması ölümcül olabilir”

    Sıcak çarpması hastalarının iyileşme sürecinin sıcağa maruziyetin şiddeti ve süresi ile orantılı olduğuna işaret eden Dr. Şengüldür, “Hastaların büyük bölümü vücut ısısını düşürmeye yönelik uygulamalar sonrasında klinik düzelme gösterir. Hastalarda elektrolit bozuklukları, kalp ritmi problemleri, böbrek yetmezliği, karaciğer hasarı gibi sorunlar gelişebilir. Sıcak maruziyeti uzun süreli olan kişilerde sıcak çarpması ölümcül olabilir” dedi.
    Sıcak çarpmasına maruz kalan kişilerin öncelikle serin bir alana götürülmesi gerektiğini belirten Öğretim Üyesi Şengüldür, “Giysiler çıkarılmalı, vücut ısısı 39 derecenin altına düşürülmeye çalışılmalıdır. Vücut ısısını düşürmek için vücut su ile ıslatılmalı, koltuk altı ve kasık bölgesi gibi kıvrımlı alanlar ıslak havlularla nemlendirilmeli, buz uygulanmalıdır. Hastane şartlarında soğuk su ile mide lavajı uygulaması da yapılabilir. Sıcak çarpması hastalarında vücut ısısını düşürmek için ateş düşürücü ilaçlar verilmez, etkisizdir. Bilinç değişikliği olan hastaları yedirip içirmek güvenli değildir, solunum yoluna kaçacak sıvılar ve besinler tehlike oluşturur. Bilinci uygun olan kişilerde tuzlu ayran ya da su içirilebilir. Sıcak çarpması olduğu düşünülen hastalar acil servislere getirilmelidir” diye konuştu.

    “Susuzluk hissi olmasa bile bol miktarda sıvı alınmalı”

    Sıcak çarpmalarından korunmak için öncelikle yaz günlerinde güneşin en tepede olduğu öğle saatlerinde gölgelik alanlarda kalınması gerektiğinin altını çizen Şengüldür, “Sıcak havalarda açık renkli, sentetik olmayan, ince yazlık kıyafetler tercih edilmelidir. Sıcak havalarda aşırı efor gerektiren işler ya da performansa dayalı sporlar sıcak çarpmasını kolaylaştıracaktır. Spor yapmak için akşam saatlerinin beklenmesini tavsiye ediyoruz. Susuzluk hissi olmasa bile bol miktarda sıvı alınmasını, özellikle su içilmesini tavsiye ediyoruz. Sıcak günlerde günde en az 3 litre su içmek, terleme ile oluşan sıvı kaybının yerine konabilmesi için önemlidir. Klimasız ortamda çalışan kişilere çalışma alanlarını sık havalandırmalarını, su içmeyi unutmamalarını tavsiye etmekteyiz. Perdelerin kapalı tutulması, çalışma alanlarının daha az ısınmasını sağlayacak bir diğer önlemdir” şeklinde sözlerini sonlandırdı.

  • “Açlık süresini aşırı uzatmayın”

    “Açlık süresini aşırı uzatmayın”

    Sosyal medya başta olmak üzere farklı iletişim mecralarında sık sık yer bulan son dönemin gözde diyet programı “aralıklı açlık” birçok kişi tarafından uygulanıyor. Birçok kişinin merak ettiği bir konu olan aralıklı açlık diyet uygulamasının herkese uygun olmadığını söyleyen Prof. Dr. Mustafa Altay, aralıklı açlık diyetine ilişkin doğru bilinen yanlışlara değindi. Aralıklı açlığın fayda ve zararlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Altay, son dönemin popüler diyet yöntemi olan aralıklı açlığın birçok çeşidi olduğunu söyledi. Aralıklı açlık uygulamasında zaman kısıtlı yeme, kalori kısıtlı yeme, bazen de her ikisinin birden uygulandığını kaydeden Altay, şu bilgileri verdi:
    “Aralıklı açlık uygulamaları arasında; zaman kısıtlı yeme (16/8 diyeti olarak biliniyor), B2 rejimi (her gün belirlenen saatlerde sadece 2 öğün yapılır), alternatif gün açlığı (24 saat süren açlık döneminde su dışında yiyecek ve içecek tüketilmiyor, ertesi gün ise yemek serbest), 5:2 diyeti (haftanın herhangi 2 günü ciddi kalori kısıtlaması yapılır, 5 gün serbesttir), haftada bir gün açlık gibi diyet modellemeleri vardır. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de en sık uygulanan yöntemler arasında 16/8 rejimi, B2 rejimi ve 5:2 diyeti yer alıyor. Temel mantığında zaman kısıtlamasının olduğu 16/8 diyetinde; günün sadece 8 saatlik zaman diliminde beslenip, 16 saat boyunca aç kalmak gerekiyor. Bu yöntem hem sağlıklı beslenmek isteyen hem de kilo vermeyi amaçlayanlar arasında oldukça ilgi görüyor. Bu diyet uygulamasında mesela sabah 10.00 ile akşam 18.00 arasında 8 saatlik süre içerisinde kişi istediği gibi yemek yiyor, günün geri kalan kısmında kalorili yiyecek içecek tüketmeyecek şekilde sadece su veya aynı zamanda çay, kahve gibi sıvı içecekler tüketebiliyor.”

    “Kişinin sağlığını tehlikeye atabilir”

    Aralıklı açlık diyetlerinin en çok yağ eritmek ve kilo vermek isteyen, diyabet, kolesterol veya tansiyon yüksekliği gibi metabolik sorun yaşayanlar tarafından rağbet gördüğünü ifade eden Altay, “Aralıklı açlık için faydalı olduğu öne sürülen konular bunlarla sınırlı değil. Bağışıklığın artırılması, yaşlanmanın geciktirilmesi, zihinsel fonksiyonlarda iyileşme, yaşam kalitesi ölçeklerinde iyileşme, hatta kanseri önleme gibi pek çok alanda araştırma sonuçları var. Yine de bu konuda söz sahibi olan uzmanlar, aralıklı açlık uygulamalarının herkese ve her derde devaymış gibi gösterilmesinden rahatsız oluyor. Çünkü bazı hasta gruplarında aralıklı açlık uygulamaları kişinin sağlığını tehlikeye atabilecek sonuçlar doğurabiliyor. Örneğin aktif mide ülseri olanlar, mide-bağırsak kanaması geçirenler, kronik böbrek yetmezliği hastaları, dehidrasyona kolay girebilen bireyler, ileri yaştaki bireyler, çoklu insülin kullanan Tip 1 veya Tip 2 diyabet hastaları, malnütrisyonu olanlar, hamileler ve emziren anneler gibi gruplarda aralıklı açlık uygulamaları güvenli olmayabiliyor. Bu kişilerin aralıklı açlık yapmalarını önermiyoruz” dedi.

    Sıvı tüketimi ihmal edilmemeli

    “Mevcut hastalıklarınız, metabolizmanız ve kullandığınız ilaçlar sizi hipoglisemiye (kan şekeri düzeyinin düşmesi) yatkın hale getiriyorsa aralıklı açlık uygulamanız hipoglisemi ataklarını tetikleyebilir ve ciddi sağlık sorunları yaşayabilirsiniz” uyarısında bulunan Mustafa Altay, aralıklı açlık uygulaması sırasında ihmal edilmemesi gereken en önemli konunun sıvı alımı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Altay, özellikle sıcak yaz aylarında yeterince su içilmediğinde bu diyetleri yaparken dehidrasyon sebebiyle halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı gibi sıkıntılarla karşı karşıya kalınabileceğine dikkati çekti.

    “Açlık süresini aşırı uzatmak sağlığınızı olumsuz etkiler”

    Aralıklı açlığın yemek yenilen periyotlarında mutlaka sağlıklı ve dengeli beslenilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Mustafa Altay, “Sadece bir besin türünden beslenmeniz, mesela karbonhidratı sıfırlamaya çalışarak ve proteine aşırı yüklenerek yapmaya çalıştığınız diyet vücudunuzu olumsuz etkileyecektir. Kısa vadede kilo veriyor gibi görünseniz de sürdürülebilir bir kilo kaybı göremezsiniz. Ayrıca uyguladığınız aralıklı açlık tipi için önerilen açlık sürelerini uzatmak, yüksek oranda keton cisimlerinin oluşması ve dehidrasyon gibi uzamış açlıkla ilgili birtakım olumsuzluklara sebep olabilir. Aralıklı oruç için uygun olup olmadığınıza bu alanda deneyimi ve birikimi olan bir hekimin karar vermesi sağlığınız için en uygun yaklaşım olacaktır. Akabinde yine bu alanda tecrübeli bir diyetisyenle yola devam etmek diyet yapmanızı kolaylaştıracak ve başarılı olma ihtimalinizi artıracaktır” diye konuştu.

  • Eline ayak parmakları dikildi

    Eline ayak parmakları dikildi

    Konya’da otomotiv yedek parça üretimi yapan bir fabrikada çalışan 23 yaşındaki Enes Çelik’in, 2 elinin baş parmaklarına 350 tonluk pres düştü. Başvurduğu hastanenin Ortopedi ve Travmatoloji Bölümünden Operatör Doktor Harun Kütahya, Enes Çelik’e, ayaktan ele parmak naklini tavsiye etti. Ameliyatı kabul eden Çelik’e nakil yapıldı.

    “Ben bu kadar toplanacağını tahmin etmiyordum”

    Parmaklarına 350 tonluk pres düşerek iki el baş parmağını kaybeden Enes Çelik, “Geçtiğimiz Eylül ayında iş kazası geçirdim. Her iki elimin başparmağına 350 tonluk pres düştü. Dibinden kopmuştu, umudum yoktu. İlk ameliyattan sonra bu operasyonu söylediler. Ben de kabul ederek nakil oldum. Olmaz diye düşünürken eskisi gibi her şeyi kendim yapabiliyorum. Bir ağrım falan yok, ağırlık kaldırabiliyorum, yazı yazabiliyorum. Şuan her şey kontrol altında. Her şeye rağmen umudunuzu yitirmeyin. İyi bir hocayla normale dönebilir. Ben memnumum halimden, bu kadar toplanacağını tahmin etmiyordum. Ben daha kötüsünü bekliyordum açıkçası ama şuan her istediğimi yapabiliyorum” dedi.

    “Yaklaşık 6 aylık dönemde ellerinde ciddi fonksiyonları kazandık”

    Ameliyat sonrası Enes Çelik’in el fonksiyonlarının verimli olduğunu kaydeden Operatör Doktor Harun Kütahya, “İş kazalarında el yaralanmaları oldukça fazla. Bazen uzuv kayıpları meydana gelebiliyor. Elin fonksiyonlarını tekrar kazandırmak için eğer mümkünse kopan uzuvlar tekrar replantasyon (vücudun kopan bir parçasının işlevini yeniden kazandırmak amacıyla tüm yapılar ile beraber yeniden onarılması) dediğimiz işlemle yerine dikilebiliyor. Fakat bunların mümkün olmadığı durumlarda fonksiyonları tekrar kazandırabilmek, hastayı hem gündelik hem de iş hayatına döndürebilmek için bazen organ nakilleri gibi ayaktan ele gibi nakillerle işlem yapmak gerekebiliyor. Bizim hastamız da 2023 yılı Eylül ayında bir iş kazası sonrasında her iki elde başparmağın kopmasıyla bize başvurdu. Peş peşe olan süreçte her iki ayağından her iki eline başparmak nakil işlemlerini gerçekleştirdik. Yara iyileşmeleri, kemik kaynamalarının ardından fizik tedaviye başladık. Daha sonrasında ise yaklaşık 6 aylık dönemde ellerinde ciddi fonksiyonları kazandık. Gündelik işlerini yapabilir aşamasına getirebildik. Bundan sonraki süreçte ise bu fonksiyonları daha da ilerletip özellikle iş kazanımına da artık döndürmeyi planlıyoruz” diye konuştu.

  • Uyuzda korkutan açıklama

    Uyuzda korkutan açıklama

    Cildin üst tabakasına yuva yapan mikroskobik ölçülerdeki uyuz böceğinin sebep olduğu cilt hastalığı olarak belirtilen, yoğun kaşıntıya neden olan uyuza karşı uzmanlar uyarıyor. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa- Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burhan Engin, Türk Pediatri Kurumu Derneği Başkanı, Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş ile Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu son günlerde uyuz vakalarının görülme sıklığına ilişkin konuştu. Uzmanlar, uyuzun belirtileri, tanı ve tedavi süreçlerine ilişkin bilgi verirken yapılması gerekenler konusunda uyardı. Son zamanlarda vaka sayılarında yükseliş yaşandığına dikkat çekilirken vatandaşlara uyarılarda bulunuldu.

    “2-3 aydır tekrar bir artış, poliklinikte sık sık görmeye başladık”

    Son dönemlerde karşılaştıkları uyuz vakalarına ilişkin konuşan Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Burhan Engin, “Aslında bu artış uzun süredir var. Pandemi döneminde de pandemiden önce de bir artış vardı zaten son birkaç aydır sanki bir azalma eğilimindeydi, biz en azından dirençli olan daha az vaka görmeye başlamıştık. Bu son 2-3 aydır tekrar bir artış olduğunu söyleyebiliriz. Günlük poliklinikte tekrar sık sık görmeye başladık. Dirençli vakalar, tedavi ya tam uygulamamış ya uyuzu tam geçmemiş, belli belirsiz kaşıntıları olan, önceden tedavi almış olan vakalar aslında çoğunlukta. Örneğin; bazıları geliyor, 3 ay önce başlamış, bazıları 1 yıl önce başlamış, tedaviler kullanmış. Devletin de onayladığı, ödediği uyuz ilaçları, oral olarak kullanılıyor. Öncesinden bir bu atağı geçirmiş, kendi veya aile bireyleri tedavi olmuş, kaşıntı azalır gibi olmuş, tekrar vaka alevlenmiş gibi o şekilde çok gelen hastamız var. Buradaki en büyük problemimiz; tedavinin doğru yapılmaması. Giydiği kıyafetler, sosyal çevresi, ev ortamının da dezenfekte edilmesi gerekiyor. Uyuz en çok genital, karın bölgesi gibi vücudun biraz daha saklı, kapalı bölgelerinde oluyor. Özellikle hastalara sorduğunuz zaman söylüyorlar ama diğer şekilde ifade etmiyor, biraz daha çekinebiliyorlar. Hastalar biraz daha saklayabiliyor, bu durumu öteleyebiliyor onun için hekimle temasa geçmeleri önemli” dedi.

    “Hasta kendi başına ilaç kullanmamalı”

    Uyuz tanısı alan kişinin temas içerisinde olduğu, yakın çevresinin de bir uzmana danışması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Engin, sözlerine şöyle devam etti:
    “Aile bireylerinin benzer şekilde şikayeti olsun olmasın bazen şikayeti olmuyor, aile bireyleri ‘Ben de bir şikayet yok, o zaman benim kullanmama gerek yok’ diyor. Ama şunu biliyoruz; aile bireylerinde de temas olan kişilerde de bulaşıyor. Sonrasında lezyonlar çıkabiliyor, bazen de çıkmayabiliyor. Çıkmaması taşımadığı anlamına gelmiyor. ‘Ben çok temizim, uyuz bana bulaşmaz’ böyle değil uyuz akarı, buradaki temas önemli. Bu sosyal hayat, işyeri, ev içi olabilir, uzun süreli temaslı kişilerde bir şekilde bulaşıyor. Hijyene çok dikkat eden kişilerde de bir şekilde bulaşma olabilir. İnsanların iç içe bulunması, yakın temas önemli diye söyleyebiliriz ama şu dönemde bir artış var, bakalım yazın da bu devam edecek mi, beraber göreceğiz. Yakın temasın olduğu her ortamda bir risk var diyebiliriz. Önceden karışım kremler kullanıyorduk, hasta tüm vücuduna uyguluyordu yine bazı hastalara uyguluyoruz. İlaçlarla eradike etmemiz uyuzu biraz daha kolay gibi duruyor. Neredeyse her gün artık uyuz vakalarını görüyoruz. Tedaviye özellikle uyum göstermeleri çok önemli. Şunları da görmeye başladık; önceden uyuz tanısı almış hasta, sonrasında ilacı defalarca kullanıyor bazen kendisi de alıp kullanıyor. O ilaç da deride irritasyon, egzamaya neden olabiliyor, bu uyuzla çok karıştırılabiliyor. Böyle gördüğümüz vakalar da çok. Hekimlerini iyi dinleyip tedaviyi o şekilde yapmaları, kendi başlarına da çok ilaç almamalarını öneriyorum çünkü uyuzla beraber egzema da tetiklenebiliyor. Sonra tekrar tekrar ilaç verilince de bu bir kısır döngüye giriyor”

    “Büyük küçük çocuklarda da çok ciddi uyuz vakaları var”

    Çocuklarda da sıklıkla uyuz vakalarıyla karşılaştıklarını söyleyen Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, “Maalesef bu pandeminin bitiminden beri 2 senedir gerçekten büyük küçük çocuklarda da özellikle çok ciddi uyuz vakaları gerçekten var. Bunların bir kısmı hakikaten besin alerjisiyle karıştırılabiliyor, aslında hiç karışmaması gerekir. Uyuz çok kaşıntılı bir hastalık, alerjik hastalıklar da kaşıntılı olabilir. Uyuzun özellikle tuttuğu eller, parmak araları, göbek çevresi gibi yerler çok tipiktir. Dikkatli bir göz, uyuz böceğinin deri altında yaptığı birtakım tüneller vardır; hareket ettiği, yürüdüğü tüneller oluşur, onları görerek tanı konabilir. Böceğin hareketi sırasında bir kaşıntı ortaya çıkar, gerçekten çok ciddi bir kaşıntıdır. Geceleri daha da artar, burada şunu sorgulamak lazım; evde başka kaşınan kimse var mı? Hakikaten böyle vakalarda geliyor, çocuğa besin, süt alerjisi tanısı konmuş ama evde bütün aile kaşınıyor. Sormazsanız da söylemiyorlar, sormak lazım. Çok can sıkıcı bir hastalık, işin kötüsü; bu son 2 yıldır var olan uyuz vakaları oldukça dirençli vakalar. Klasik tedavilere direnç gösteren epey bir vaka var, tabi daha çok cildiyeci arkadaşlarımız bununla ilgileniyor. Böyle bir şey olduğunda hijyen şartlarına çok sıkı dikkat etmek lazım. Çamaşırların, yatak takımlarının kaynatılması, verilen ilaçların çok doğru, düzgün şekillerde kullanılması gerekir. Maalesef bütün dünyada olduğu gibi bizde de uyuz vakalarında bir artış var, bu tabi kişilerin kullandığı giysileri başkalarının da kullanmasıyla bulaşma söz konusu olabilir. Ev içi bulaşma çok önemlidir. Alışveriş yerlerinde, giysi satılan yerlerde giyilip çıkarılan yerlerle olabilir ama asıl bulaşma tabi ev içinde bazen de okullarda oluyor” şeklinde konuştu.

    “Mutlaka alerji dışında uyuz salgınının da akla gelmesi gerekiyor”

    Uyuzun kimi zaman başka hastalıklarla karıştırabildiğini söyleyen Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, “Çok sık görmeye başladık, bu bazen alerjiyle de karışabiliyor. Özellikle geceleri artan kaşıntı, ailenin diğer bireylerinde de kaşıntı şikayetleri varsa, avuç içi ayak tabanı, koltukaltı gibi bölgelerde lokalize birtakım lezyonlar var ise bu durumda mutlaka alerji dışında uyuz salgınının da akla gelmesi gerekiyor. Diğer önemli husus da şu, içinde bulunduğumuz dönemlerde parvoviris diye belirttiğimiz beşinci hastalıkla ilişkili döküntü çok sık görmeye başladık. Yaz aylarıyla ortak kullanılan havuzla birlikte el, ayak, ağız hastalığı gibi viral döküntülü hastalıklar da sık görülmeye başlanıyor. Özellikle bu konuda alerjiyle karıştırmamak gerekiyor. Avuç içi, ayak tabanı tutulumu varsa burada da el, ayak, ağız hastalığı akla gelebilir, buna dikkat etmek gerekiyor. Yaz aylarıyla birlikte artan havuz kullanımı buna bağlı olarak da ortak kullanım sonucu maalesef viral enfeksiyonlar da giderek yaygınlaşıyor. Anne, baba kaşınıyor çocukta da döküntüler var. Yanlışlıkla, bunlar besin alerjisi olarak adlandırılıyor. Çok küçük 3-4 aylık çocuklarımızın anneleri süt, yumurta, buğday, kuruyemiş, bir sürü gıdayı diyetinden çıkararak bize geliyor. Bu da anne sütü kalitesini bozuyor. Uyuz dediklerinde temizlikle, kendileriyle ilgili bir durum olduğunu düşünüyorlar aslında öyle bir şey değil. Siz dışarıda kıyafet denerken bile uyuz bulaşı olabiliyor. O yüzden evde temizlikle ilgili yapılan bir hata değil. Korkacak, utanılacak bir durum değil, tedavisi olan bir durum” ifadelerini kullandı.

  • “Randevu sorunu çözüme kavuşuyor”

    “Randevu sorunu çözüme kavuşuyor”

    Bakan Koca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Kabine Toplantısı’nın ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bir gazetecinin, geçtiğimiz günlerde başlayan Onaylı Randevu Sisteminin ardından oluşan son durumu sorması üzerine Koca, randevu sadakat oranında büyük bir iyileşme olduğunu dile getirdi. Bu konuda vatandaşlara gösterdikleri uyum ve işbirliği için teşekkür eden Koca, “Şu an görünen bir iki branş dışında ileri tarihlere randevu alınması gerekmeden sorun çözülüyor. İstanbul en kritik il durumundaydı. İstanbul içindeki randevu sorunu belirli branşlar dışında büyük ölçüde çözüme kavuşuyor. Tetkikler için de kapasite kısıtlaması olan yerler var. Özellikle görüntüleme konusunda sorun yaşayan yerler var. Onlar için de aldığımız tedbirler hayata geçtikçe rahatlama görüyoruz. Tüm bunlara yönelik olarak bayramdan hemen sonra bir basın toplantısı ile onaylı randevu döneminin ilk sonuçlarını tüm kamuoyu ile paylaşacağız. Müsterih olun hepimiz için yarın bugünden daha güzel olacak” değerlendirmesinde bulundu.

    “Biyoteknoloji alanındaki kalkınmamızın ilk adımını Sağlık Vadisi ile atmış oluyoruz”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararnameyi imzalamasının ardından kurulan Sağlık Vadisi’ne ilişkin sorulan soruya ise Bakan Koca, şu cevabı verdi:
    “Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı, şirket kurulumu için gerekli adımları atıyor. Bundan sonra Bilkent Şehir hastanesinin yanında olan arazi tahsis edilerek alt yapı işleri başlayacak. İlk etapta alt yapı araştırma laboratuvarları ve akredite test laboratuvarları kurulacak. Ar-Ge ve pilot üretim yapılacak. Biyoteknoloji alanındaki kalkınmamızın ilk adımını böylece atmış oluyoruz. Hayırlı olmasını dilerim.”

  • Uzmanından kurban eti önerisi

    Uzmanından kurban eti önerisi

    Kurban Bayramı’na sayılı günler kala etlerin muhafaza edilmesi ve tüketilmesi noktasında dikkat edilmesi gerekenler hakkında et tüketimi ve tescilli kebabıyla meşhur Adana’da kebapçılar uyarılarda bulundu.

    Kentte uzun yıllardır kebapçılık yapan Yaşar Aydın, İhlas Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada kurban etinin ilk olarak 3-4 saat dışarıda bekletilerek dinlenmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca Aydın, kurban etiyle ilk gün Adana kebap yapılmasının lezzet açısından uygun olmadığını anlattı.

    “Gelişigüzel kurban kesmemeliyiz”

    Kurban kesimi sırasında dikkat edilmesi gerekenleri de vurgulayan Aydın, “Kurban kesimi sırasında vatandaşlarımız gelişigüzel yerlerde hayvanları kesmesinler. Sinekler ve böcekler kana geliyor. Bu da hastalığa neden oluyor. Kurbanları belediyelerin belirlediği alanlarda kesip parçalamalıyız. Buna dikkat etmemiz gerekiyor” dedi.

    “İlk günkü et sulu olur”

    Etin kesildikten sonra sulu olduğunu ve kebap için uygun olmadığını belirten Aydın, “Sulu eti kebap yapmak mümkün değil. İlk gün ya hayvanın sakatatlarını yiyeceğiz ya da kavurma yapacağız. İkinci gün ama istediğimiz gibi kebap yapabiliriz. Dinlenmemiş et sert olur ve kebap olmaz. Et gevşek olur. İkinci gün daha bir tadını alırsınız. Et dinlediğinde lezzetli olur” ifadelerini kullandı.

    Kurban etinin dağıtılması gerektiğini de anlatan Yaşar Aydın, depremzedelerin unutulmaması gerektiğini söyledi.

  • Geçmeyen baş ağrılarına dikkat

    Geçmeyen baş ağrılarına dikkat

    Beynin içinde veya çevresinde gelişen anormal hücre büyümeleri ‘beyin tümörleri’ olarak adlandırılır. Beyin tümörleri yenidoğandan ileri yaşlara kadar tüm yaş gruplarında görülebiliyor. Yapılan araştırmalarda bu tümörlerin toplumda görülme sıklığı 100 binde 3-5 arasında.

    “Geçmeyen ve uzun süren baş ağrıları varsa muhakkak bir hekime başvurulı”

    Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Ahmet Karkucak, beyin tümörleri hakkında bilgilendirerek uyarılarda bulundu. Beyin tümörlerinin en sık belirtilerinin, baş ağrısı, bulantı kusma, kol ve bacakta güçsüzlük şeklinde görülebildiğini ifade eden Opr. Dr. Karkucak, “Geçmeyen ve uzun süren baş ağrıları varsa muhakkak bir hekime başvurulması gerekir. Beraberinde ilerleyen evrelerde şuurda bulanıklık, kişilik değişiklikleri, kol ve bakacakta güçsüzlükle beraber tek başına hareket edememe tablosu olabilir” diye konuştu.

    “Erken teşhis hayati önem taşır”

    Erken teşhisin hayati önem taşıdığına değinen Opr. Dr. Karkucak, “Yine konuşma bozukluğu, duymada problem yaşanabilir. Beyin tümörlerinde görüntüleme yapıldıktan sonra altın standart ilaçlı, kontrastlı beyin emarı (MR) görüntüleme yapıldıktan sonra cerrahi karar verilirse cerrahi uygulama yapılır. Cerrahi tedaviden sonraki süreçte kişinin eğer güç kaybı, defisiti yoksa her hangi bir fizik tedavi ihtiyacı olmayabilir. Devamında çıkan patolojik sonuca göre ek bir tedavi olarak radyoterapi, kemoterapi ihtiyacı olabilir. Yeni tıbbi teknolojiler sayesinde tanı ve tedavide önemli gelişmeler sağlanmıştır. Unutmayalım ki erken teşhis hayati önem taşır” ifadelerine yer verdi.