Kategori: Sağlık

  • Sınav stresine karşı ailelere uyarı

    Sınav stresine karşı ailelere uyarı

    LGS ve YKS sınavlarının yaklaşmasıyla birlikte milyonlarca öğrencinin sınav stresiyle başa çıkmak zorunda kaldığını hatırlatan Uzman Psikolog Ege Canyurt “Bu stres, sadece birkaç saatlik bir test süreci gibi görünen bir etkinlikten çok daha derinlere işleyebiliyor. Öğrencilerin üzerindeki bu görünmez yük, sadece sınav günü değil, sınavdan haftalar hatta aylar önce başlıyor. Sınav stresi, birçok öğrencinin hayatını olumsuz yönde etkileyebilir. Uykusuzluk, iştahsızlık, konsantrasyon eksikliği ve hatta depresyon gibi semptomlar sınav öncesi süreçte sıkça karşılaşılan durumlardır. Bu durum, sadece öğrencilerin akademik performansını etkilemekle kalmaz, aynı zamanda fiziksel ve zihinsel sağlıklarını da tehlikeye atabilir” diye konuştu.

    “Öncelikle planlama ve hazırlık yapın”

    Bu durumla baş edebilmenin birçok yolu bulunduğuna değinen Psikolog Canyurt ilk olarak planlama ve hazırlık yapmak gerektiğini, çünkü zihnen hazır olmadığımız ve belirsizliğin olduğu konularda kaygı seviyemizin yükseldiğini ifade etti. Sınav sonucuna şekil verebilmek için güzel bir planlama ve hazırlıkla beraber belirsiz olan durumu belirli bir hale çevirmenin zihni rahatlatacağını belirten Psikolog Canyurt “Bu noktada ne yapacağımızı biliyor olacağız ve geriye sadece harekete geçmek kalacak. Bu konuda dikkat edilmesi gereken nokta bireye uygun bir çalışma tarzı ve programı hazırlamak. Her bireyde çalışma tarzı farklı işleyecektir ve çalışma potansiyeli farklı olacaktır. Bir uzman yardımı ile kapasitemize ve tarzımıza en uygun programı belirlemek en sağlıklı yol olacaktır” dedi.

    “Dengeli beslenme, yeterli uyku şart”

    İkinci en önemli konunun “sağlıklı yaşam tarzı” olduğunun altını çizen Psikolog Canyurt psikolojinin tek başına bir konsept olmadığını; sosyoloji ve biyoloji ile birleşerek hayatın her alanına sirayet ettiğini bu yüzden bu noktada sağlıklı beslenme ve yeterli uykunun ön plana çıktığını anlattı. Dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve yeterli uykunun, stresle mücadelede önemli rol oynadığını vurgulayarak bu alışkanlıkları günlük rutine dahil etmenin, sınav stresini hafifleteceğini ve depresif belirtileri uzaklaştırarak dikkati toparlamayı sağlayacağını sözlerine ekledi.
    Psikolog Canyurt gerçekçi düşünme tarzının da bir diğer madde olduğuna değinerek “Bu noktada öğrencilerden istediğimiz önyargılardan arınmaları ve tamamen gerçeklikte kalmaları. Gerçekten endişelenecek herhangi bir kanıtları var mı yok mu bunu bulmaları ve varsa bunun için önlem almaları gerekir. Yoksa zaten bunu fark edip stresi faktörünün ortadan kalmasını hedefleyeceğiz. Gerçekçi düşünce kalıplarını benimsemek ve başarıya odaklanmak, stresi azaltabilir” dedi.

    “Deneme sınavları çok faydalı”

    Belirsizliği aşmanın bir diğer yolunun ise tekrarlama ve deneme sınavları ile gerçekleri görmek ve hedefleri buna göre belirlemek olduğunu vurgulayan Psikolog Canyurt bol bol deneme yapmak ve sonuç görmenin hataları bulmayı ve yeniden hedefleri yapılandırma fırsatı sunacağını; aynı zamanda konuları tekrar etmek ve deneme sınavlarına girmenin, sınav stresini azaltmanın yanı sıra öğrenmeyi pekiştireceğini anlattı.

    En önemli maddelerden birinin ise destek sistemleri devreye sokmak olduğundan bahseden Psikolog Canyurt “Aile, öğretmenler ve arkadaşlar gibi destek sistemlerinden yardım almak, sınav stresiyle başa çıkmada önemlidir. Duygularınızı paylaşmak ve destek almak, stresi hafifletebilir. Duyguları paylaştığımız için kaygı duygumuz doyacak ve daha hızlı bir şekilde bazı konuları atlatmamıza yardım edecektir” diye konuştu.

    “Eleştiri ve ceza kaygıları arttırır”

    Son olarak aile faktörüne değinen Psikolog Canyurt ailelerin çocuklarını ders çalışmaya teşvik edebilmek için negatif eleştirilerde bulunup, cezalandırdıklarını ancak bu tutumun öğrencilerin sınav kaygılarını arttırmaktan başka bir işe yaramayacağını dile getirdi. Bu tutumun öğrencileri olumsuzluk, ümitsizlik ve yetersizlik gibi duygu durumlarına götüreceği için sınavla başa çıkmanın iki kat zor olacağını belirten Psikolog Canyurt şunları söyledi:

    “Aileler çalışırsa ve çalışmazsa neler olacağı hakkında sonuçları listeleyip son tercihi öğrencilere bırakmalı. Öğrencilerin talep ettiği desteği sağlayıp sadece bir rehber konumunda kalmalı”.

  • Bebek sahibi olmadan psikolojiye baktırın

    Bebek sahibi olmadan psikolojiye baktırın

    İlişkileri bebekten önce ve sonra olarak 2 ayrı dönemde incelediklerini söyleyen Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, “Bebekten önce ilişkiler ve bebekten sonra ilişkiler diye adlandırdığımız 2 ayrı dönemimiz var ve terapilerde de bunu çok sık çalışıyoruz. Bebekten önce ilişkilerde çiftlerin yoğun olarak duygularının tatmin edildiği ilişki dönemi ve ilişki düzeyi görebiliyoruz. Fakat bebekten sonra ilişkilerde bunun düştüğü hem araştırmalarla hem de hem de klinik gözlemlerimizde çok yoğun bir şekilde önümüze sürülüyor.

    Bunun birçok sebebi var ama en önemli sebeplerinden birisi çiftlerin bebeğe yüklediği anlam aslında burada çok önemli. Tıpkı evlilikte de konuştuğumuz gibi evliliğe yüklenen anlamlar da evliliğin kalitesini ve niteliğini gösterdiği ve ölçebildiği gibi çocuğa yüklenilen anlam da aslında bebekten sonraki ilişkilerin nasıl artacağını, nasıl kaliteli olacağını çok gözler önüne seren bir maddedir. Eğer bir bebek evliliği kurtarma niyeti ile dünyaya geliyorsa evliliği kurtarmak için yapılan çalışmalar gösteriyor ki bu bebek aslında birçok misyonla doğuyor. Yani hem bebeğin üzerinde büyük bir sorumluluk, hem evliliğin üzerinde büyük bir sorumluluk ortaya çıkıyor ve doğal olarak bebeğin verdiği bu misyonla çiftler arasında yoğun bir gerginlik de yaşanıyor.

    Bununla beraber diğer maddelere bakacak olursak bebek ve sonrasında ilişkilere baktığımız zaman birçok değişen döngü var. Yani artık bir uykusuzluk süresi var mesela, çiftlerin yoğun olarak yaşadığı uyku sorunu var. Normalde sabah 6’da 7’de uyuyor olsak bile bebek doğduktan sonra artık o saatlerde uyuyup 07.30’da geri uyanıyoruz ve uyku döngümüz çok kırılıyor. Uyku bozuklukları ise bugün bizim ciddi anlamda çalışma yaptığımız problemlerden bir tanesi ve sadece bebeğin doğumu ile uyku bozukluklarına sahip oluyoruz” dedi.

    Hamurcu, ilişkinin bebekten sonrası için hazırlanmadığını söyleyerek, “Yine destek alamıyorsak eğer hem ailede hem de çevrede destek göremiyorsak eğer bu ciddi anlamda doğum sonrası depresyon dediğimiz noktalara doğru da taşınabiliyor. Bebeğin getirdiği birçok ilişki düzeninde, noktasında hem çiftler hem de geniş aileler arasında birçok problem de yaşanabiliyor. Bizler de şuna çok önem veriyoruz; bebekten sonraki her şeyi hazırlıyoruz dikkat ederseniz. Doğum çantalarımız bile var ama bebekten sonraki ilişkimizi hazırlamıyoruz. Bu ilişki değişecek ve yeni bir dinamik oluşacak. Hem annenin hem de babanın bu rolleri ilk kez üstlendiği bir dönemdeyse eğer zaten doğduğu ailede nasıl bir çocukluk gördüyse onu aktardığı bir zaman dilimi oluyor. Fakat burada önemli olan kurduğu ailedeki çocukluğun getirilmesi. Tekrar altını çizmek gerekirse biz doğduğumuz aile ile kurduğumuz aile arasındaki bağlantı ne kadar iyiyse o kadar iyi gelişiyoruz. Çocuğumuza bırakabileceğimiz en iyi miras ikili arasındaki iletişimdir aslında. Eşimizle aramızdaki ilişki nasılsa çocuğumuz da bunu kopyalayarak devam eder. Bugün yapılan araştırmalar gösteriyor ki; çocuklar gerçekten iyi bir anne baba profili gördüğünde daha mutlu ve tatmin dolu bir hayat yaşıyorlar. O yüzden bizim yapmamız gereken şey, kendi ilişkimize dönüp bakabilmek” ifadelerini kullandı.

    Eş rolünün rafa kalkmasının anne ve baba rolündeki desteği azalttığını söyleyen Arzu Hamurcu, “Bebek doğduktan sonra anne baba dışındaki eş rolü unutuluyor ya da uzun bir süre rafa kalkıyor. Eş rolünün rafa kalkması anne baba rolündeki desteği de azaltıyor. O yüzden bizim istediğimiz eşlerin bu dönemde birbiri ile ilgili ihtiyaçlarını konuşabilmesi. Eğer konuşabilirlerse, talep edebilirlerse ve destek almaya açıklarsa ve destek verebiliyorlarsa süreç inanılmaz kolaylaşıyor. Buradan hem annelere hem de babalara seslenirsek hem destek almaya hem de destek aldıklarını söyleyebilmeye açık olmaları gerekiyor. Çünkü bu süreçte bizim en çok gözlemlediğimiz noktalardan bir tanesi de destek almak isteyen çiftler arasında problem yaşanması. Geniş aileden ya da uzmandan alınan destek kişiye kendini bu dönemde yetersiz hissettirebiliyor. Mükemmel bir ebeveyn yoktur, herkes elinden gelen ebeveynliği yapıyor zaten. Bu dönem zor bir dönem, bunu kabul ettikten sonra bu dönemin nasıl kolaylaşacağını uzmanlar olarak biz yanlarında olacağız ama önemli olan talep etmek ve destek almaya açık olmak. Siz talep etmeye açık olun, geniş aileleriniz de sizden talep geldiğinde o talebi desteklemeye ve karşılamaya açık olsunlar. Böylelikle biz güçlü ilişkileri ve sağlıklı ilişkileri gözlemliyor olabiliyoruz. Tekrar altını çizmek gerekirse, çocuğunuz sizin ilişkinize gelişecek ve büyüyecek. O yüzden çocuk için hazırlık yapmak isteniyorsa ilişkiler güçlendirilebilir” dedi.

  • Karın ağrısıyla geldi, böbreğinden 35 cm’lik kitle çıktı

    Karın ağrısıyla geldi, böbreğinden 35 cm’lik kitle çıktı

    Gaziantep’te ikamet eden 65 yaşındaki Saliha Tanrıverdi, karın ağrısı, şişkinlik şikayeti ile gittiği Gaziantep Şehir Hastanesi’nde böbreğinde kitle olduğu tespit edildi. Üroloji doktorları tarafından ameliyata alınan hastanın böbreğinden yaklaşık 35 cm boyutunda bir kitle çıkarıldı. Başarılı geçen ameliyat sonrası hasta sağlıklı bir şekilde taburcu edildi.

    “Başarılı bir şekilde ameliyatımızı gerçekleştirdik”

    Zorlu geçen bir ameliyatı başarılı bir şekilde tamamladıkları için mutlu olduklarını ifade eden Gaziantep Şehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Hasan Güngör, “Hastamız, karında ağrı ve şişlik şikayetiyle kliniğimize başvurdu. Yaptığımız tetkikler neticesinde hastanın sağ böbreğinin etrafından başlayan sağ karnını tamamen dolduran büyük bir kitlesi olduğunu tespit ettik. Bu nedenle hastamıza ameliyat olması gerektiğini anlattık ve hazırlıklarını tamamladıktan sonra ameliyata aldık. Ameliyat sırasında kitlenin büyük damarların etrafını sardığını gözlemledik ve dikkatli bir şekilde damarlara ve çevre organlara zarar vermeden kitleyi çıkardık. Patolojiye gönderdik. Hastamız başından beri bize güvendi, neticesinde ekibimizle birlikte başarılı bir şekilde ameliyatımızı gerçekleştirdik. Ameliyat sonrası hastamız yürümeye ve beslenmeye tekrar başladı. Sağlık durumu gayet iyi. Şifa ile taburcu ediyoruz” dedi.

    Hastadan çıkarılan 35 cm büyüklüğündeki kitlenin şuan çıkarılmasaydı ilerleyen dönemlerde çıkarılamaz hale gelebileceğini ifade eden Üroloji Uzmanı Dr. Asaf Demirbağ “Hastada tespit ettiğimiz kitle hayati damarlara yapışıktı. Bu nedenle zorlu geçen bir ameliyattı ama şükür başarıyla geçti” şeklinde konuştu.

    Çok büyük bir kitlenin başarılı bir ameliyatla çıkarıldığına dikkat çeken Üroloji Uzmanı Dr. Sinan Atkın, “Hastanın böbreğinde gelişen 35 cm boyutunda tüm organları iten bir kitle mevcuttu. Böyle bir ameliyatın hastanemizde başarılı bir şekilde yapılması çok kıymetli, emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Hastamızın şifaya kavuşması da hepimiz adına çok sevindirici” ifadelerini kullandı.

    “Karnımdan bu kadar büyük bir kitle çıkarıldığını duyunca çok şaşırdım”

    Karın ağrılarının geçtiği için rahatladığını kaydeden Saliha Tanrıverdi, “4 aydır karnımda ağrı ve şişlik vardı. Birçok ilaç tedavisi gördüm fakat fayda göremedim. Şikayetlerim artış gösterince Gaziantep Şehir Hastanesi’ne geldim. Genel cerrahiye başvurdum. Beni üroloji kliniğine yönlendirdiler. Dr. Hasan Bey böbreğimin etrafında bir tümör olduğunu ve ameliyat olmam gerektiğini söyledi, ameliyatımı oldum. Karnımdan bu kadar büyük bir kitle çıkarıldığını duyunca çok şaşırdım. Çok şükür şikayetlerim kalmadı. Sağlıklı bir şekilde taburcu oluyorum. Doktorlar ve sağlık çalışanları çok emek verdiler” diye konuştu.

  • Kansere karşı erken tanının “anahtarı

    Kansere karşı erken tanının “anahtarı

    Check-up Uzmanı Dr. İlyas Türköz, düzenli yapılan sağlık kontrollerinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu. Check-up’un tanımını yapan Dr. Türköz, “Check-up, sağlık durumunuzu belirlemek ve potansiyel riskleri tespit etmek için yapılan kapsamlı bir sağlık değerlendirmesidir. Profesyonel ekip tarafından gerçekleştirilen check-up programları, hastalara sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemeleri konusunda rehberlik etmektedir. Erken teşhis, sağlığınızı korumanın en önemli yoludur. Check-up, potansiyel sağlık sorunlarını tespit etmek ve önlem almak için kritik bir fırsattır. Sağlık uzmanlarımız, sizin için en uygun check-up programını belirleyerek sağlığınızı en üst düzeyde tutmanıza yardımcı olacaktır” diye konuştu.

    Check-up’ta neler yapılır

    Uygulanabilecek check-up hizmetlerinden bazılarını sıralayan Dr. Türköz, “Fiziksel muayene, laboratuvar testleri (Kan, idrar, gaita vb.), görüntüleme testleri (Ultrason, MR, X-Ray vb.), kalp ve damar sağlığı değerlendirmesi, kanser tarama testleri, metabolik ve hormonal değerlendirme için önemlidir. Kanser hala kesin tedavisi olan bir hastalık değil. Bu konudaki en etkili tedavi henüz başka bir yere yayılmadan kanserin başladığını anlayabilmek. Check-up’ta bu konudaki örnekleri gördükçe ne kadar önemli bir iş yapıldığını daha iyi anlıyoruz. Hiçbir şikayeti olmayan bazı hastalarımıza, basit akciğer grafisi ile akciğer kanseri teşhisi koyarak, sadece ameliyat ile tam tedavi sağlayabildik. Yine bazı hastalarda, karın ultrasonografisinde tespit ettiğimiz böbrek kitlelerinden böbrek kanseri çıkanlar oldu. Hastaların bazılarında sadece hafif bir yan ağrısı varken bazılarında hiçbir şikayet yoktu. Meme ultrasonunda meme kanserleri, tiroid ultrasonunda tiroid kanserleri gibi birçok kanser tetkiki ile kansere karşı erken tanı ve etkin tedavide check-up gerçekten çok etkilidir” şeklinde konuştu.

    “Check-up’ın belki de en önemli faydası, kişinin hayatını yaşarken fark etmediği ya da fark edip ciddiye almadığı problemlerdir”

    “Kalbi besleyen damarların tıkanması sonucu geçirilen kalp krizi ani ölümlerin en sık sebebidir” diyen Dr. Türköz,, “Check-up’ta buna yönelik tetkikler sayesinde bazı hastalarımızı koroner damar darlığı şüphesi ile anjiyografiye aldık ve tıkanmak üzere olan damarları tespit ederek açılmasını sağladık. Bu hastalar birkaç ay içinde kalp krizi geçirebilirdi. Check-up’ın belki de en önemli faydası, kişinin hayatını yaşarken fark etmediği ya da fark edip ciddiye almadığı problemlerdir. Buna bir örnek vermek gerekirse, bir hastamızda düzenli egzersiz yaptığı ve dengeli beslendiği halde, karaciğerinde yağlanma ve kan trigliserit düzeyleri ile şeker metabolizma düzeylerinde bozulmalar tespit etmiştik. Bu problemin nereden kaynaklandığını araştırınca hastamızın daha da sağlıklı olmak için her sabah 2-3 portakalın suyunu içtiğini öğrendik. Taze ve organik olarak vitamin almaya çalışan hastamızın beraberinde aldığı yüksek şeker miktarından haberi yoktu. Bunu fark ederek check-up bünyesinde bulunan diyetisyen muayenesi ile beslenmesini sağlıklı şekilde düzenleyerek hastamızın ileride şeker hastalığı ve damar tıkanıklığı yaşama riskini ciddi olarak düşürdük” ifadelerini kullandı.

    “Erken dönemde tedaviye başlamasını sağlıyoruz”

    Check-up’ın öneminden bahseden Dr. İlyas Türköz, “Check-up’ta bazı genetik sebeplerle ya da beslenme hataları ile fark ettiğimiz vitamin ve mineral eksikliklerini düzeltmek için yapılması gerekenleri anlatarak hastalarımızın ileride yaşayacağı hastalıkların önüne geçmiş oluyoruz. Mesela, bir hastamızın B12 vitamini emilimi bozuktu. Daha önce B12 eksikliği tespit edilmiş ancak reçete edilen ilacı bitince kullanmayı bırakmıştı. Emilim eksikliği olduğunda hastanın B12 vitamini düzenli olarak kullanması gerektiğini anlattık ve hastanın B12 eksikliğine bağlı ölümcül bir kansızlık ve daha bir çok problem yaşamasının önüne geçmiş olduk. Hastalarımızın muhtemel bir böbrek, karaciğer, kalp, tiroit ve benzeri organlarında yetmezlik veya bir hastalık olduğunda tetkiklerden bunu anlayabiliyor ve tedavisi için planlama yaparak erken dönemde tedaviye başlamasını sağlıyoruz. Hastalarımızın eskiden beri devam eden ya da yeni başlayan şikayetleri ile ilgili yaptığımız danışmanlık ile birçok durumda hastamıza vakit kazancı sağlıyoruz. Hastamıza fizik muayene yaparak ve en önemlisi de hastayı dinlemeye vakit ayırarak kişinin muhtemel hastalıkları hakkında bilgilendirme de bulunuyor. Bazen check-upta tedavisini düzenliyor bazen de gerekli bölüme yönlendirmesini yapıyoruz” dedi.

  • Uzmanı uyardı: Yaz ishaline dikkat

    Uzmanı uyardı: Yaz ishaline dikkat

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nde görevli Dr. Öğr. Üyesi Mahmut Ekici, çocuklarda sıklıkla görülen ve günlük yaşamı olumsuz etkileyen yaz ishali ile ilgili açıklamalarda bulundu. İshale yakalanmış bir çocukta ishalin yanı sıra kusma, ateş, karın ağrısı, halsizlik, iştahsızlık gibi diğer durumlarında görülebileceğini ifade eden Ekici, “Komaya kadar gidebilen etkilenmeler söz konusu olabilmektedir” dedi.

    Genel olarak, her zamankinden daha sık ve daha yumuşak dışkılamanın ishal olarak tanımlandığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nde görevli Dr. Öğr. Üyesi Mahmut Ekici, “İshale yakalanmış bir çocukta ishalin yanı sıra kusma, ateş, karın ağrısı, halsizlik, iştahsızlık vb gibi diğer durumlar da görülebilir. İshalin en önemli sorunu, gerek gaita ile gerekse de kusma yoluyla meydana gelen sıvı ve elektrolit kayıplarıdır. Bilindiği üzere normal yetişkin bir insanın vücudunun üçte ikisi sudan ibarettir. Çocuklarda ise yaş küçüldükçe su oranı daha da artmaktadır, örneğin yeni doğmuş bir bebeğin vücudunun yüzde 75’i sudan ibarettir. İshal ve kusma ile vücutta su kaybının meydana gelmesi ve su-elektrolit dengesinin bozulması çocukları derhal etkilemekte ve hemen belirti vermektedir. Susama, halsizlik, ciltte kuruluk ve solukluk, gözyaşı azalması, ağız kuruluğu, küçük bebeklerde bıngıldakta çökme, şuur durumunda ise komaya kadar gidebilen etkilenmeler söz konusu olabilmektedir” dedi.

    “İshallerin çoğunda antibiyotik kullanımına gerek yoktur”

    Hastalığın belirtilerini sıralayan Dr.Mahmut Ekici, “Enfeksiyonlar, besin alerjileri, antibiyotik kullanımı, toksinler, hormonlar, stres, ve benzeri durumlar. Bunların içinde en sık sebep olarak enfeksiyonları görüyoruz. Enfeksiyon etkenleri olarak ise virüsler (örneğin adenovirüs, rotavirüs, norovirüs, vb), bakteriler, protozoonlar, parazitler ve mantarlar görülmektedir. Çocuklardaki ishallerin en sık sebebi enfeksiyonlardır, bu enfeksiyonlar içinde ise en sık etkenler ise viral etkenlerdir. Bilindiği üzere viral enfeksiyonlarda antibiyotikler kullanılmamaktadır. Dolayısı ile, çocuklardaki ishallerin çoğunda antibiyotik kullanımına gerek yoktur. Yaz ishallerinde adenovirüsler sık görülmektedir. Rotavirüs ise her ne kadar daha çok kışın ishal yapsa da nadiren de olsa yazın da ishal etkeni olarak görülebilmektedir. Bakteriler içinde ise E.coli bakterisi, Salmonella bakterisi, Şigella (Shigella) bakterisi, C.pylori ile diğer etkenlerden Amip (E.histolytica) sık görülmektedir. Bunların yaptığı ishallerin önemli bir özelliği kanlı ishal ve kramp tarzı şiddetli karın ağrısı yapmalarıdır. Bu etkenler söz konusu olduğunda çoğunlukla antibiyotik kullanılmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “Tedavide kaybedilen su ve elektrolitlerin yerine konması en temel unsurdur”

    Hatalıktaki enfeksiyon riskini değinen Ekici; “Enfeksiyon etkenleri bulaşıcı olduğu için çoğunlukla hasta olan bir bireyle temas etmekten (ortak malzeme ve tuvalet kullanımı, ortak yaşam alanlarında bulunma vb) veya kontamine olmuş bir besinle beslendikten sonra ishal etkeni bulaşır. İshale yakalanmış her çocuk doktora götürülmelidir. Çünkü devam eden ishal ve kusmalar ile klinik tablo çok kısa süre içinde derinleşebilmektedir. Tedavide kaybedilen su ve elektrolitlerin yerine konması en temel unsurdur. Bu amaçla bol su içilmeli, ishal için hazır satılan elektrolitli solüsyonların doktor tavsiyesine göre kullanılması gerekmektedir. İshal süresini kısalttığı bilimsel olarak ispatlanmış probiyotikler ve çinko kullanılmalı, bu amaçla mutlaka doktor tavsiyesine uyulmalıdır. Viral etkenlerde antibiyotik kullanımına gerek yoktur ancak bakteriyel etkenlerde doktorun önermiş olduğu antibiyotiği kullanmak gerekir. Lifli ve yağlı besinlerden kaçınmalı, lifsiz ve yağsız besinler kullanılmalıdır. Bu amaçla yoğurt, tuzlu ayran, yağsız pirinç lapası, yağsız makarna, yağsız erişte, ekmek içi, muz, kabuğu soyulmuş elma, yağsız beyaz et, yağsız kırmızı et, vb yenilebilir. Korunmada en önemli etken genel temizlik (hijyen) kurallarıdır. Besinler temiz su ile bol yıkandıktan sonra yenmeli, ishale yakalanmış birey ile ortak malzeme kullanılmamalı ve bu bireyler ortak yaşam alanlarından hastalık etkeni geçene kadar uzak durmalıdır. Her beslenme öncesi eller temiz su ile yıkanmalıdır. Aşısı bulunan etkenlere karşı çocuklar, ailenin izni dahilinde, aşılanmalıdır” ifadelerine yer verdi.

  • Aşırı terlemeye terletmeyen çözüm

    Aşırı terlemeye terletmeyen çözüm

    Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Muharrem Erol, akciğer kanseri, göğüs duvarı hastalıkları gibi birçok ameliyatın yanında aşırı terleme konusunda da Hiperhidrozis ameliyatlarını sıkça yaptıklarını söyledi. Özellikle aşırı terlemenin sosyal olarak insanları çok fazla etkilemekte olduğunu belirten Doç. Dr. Muharrem Erol, “Özellikle sosyo-ekonomik olarak toplum içerisinde çalışan insanlar, elleri aşırı derecede terledikleri için kapı kolu açmakta, kağıt tutmakta veya bir klavyede çalışmakta zorluk çekmektedir. Hatta toplum içerisinde tokalaşmaktan, el sıkışmaktan bile çekinmektedirler. Aslında bu konunun yüzde 95’lere varan kesin bir cerrahi tedavisi vardır” diye konuştu.

    Aşırı terleme için medikal ve cerrahi ve cerrahi dışı denilebilecek tedavilerin mevcut olduğunu belirten Muharrem Erol, “ETS yöntemiyle koltuk altından 1 santimetrelik estetik bir kesiyle yapılan ameliyat yaklaşık 30 dakika sürmektedir. İşlemden hemen sonra koltukaltı veya el terlemesi kesiliyor, hasta aynı gün taburcu ediliyor. Ameliyatı takip eden birkaç gün içinde de günlük yaşantıya geri dönmek mümkün olabiliyor. Genellikle 18 yaş üstünü tercih ediyoruz. Çünkü 18 yaş altında gençlik dönemi olduğu için bazı stres faktörlerinin geçmesini bekliyoruz” şeklinde konuştu.

  • Yaza formda girmek için formüller

    Yaza formda girmek için formüller

    Diyetisyen Berna Ertuğ, yaz mevsiminin yaklaşılmasıyla birçok insanın yaz diyetine başladığını ifade ederek, hayal edilen vücudun bazı kişilerin genetik yapısı için mümkün olamayabileceğini söyledi. Yaz diyetlerine yaklaşımın yeniden düşünülmesi gerektiğine vurgu yapan Ertuğ, “Yılın bu döneminde sıkı bir diyet uygulamanın artıları ve eksilerini göz önünde bulundurulmalı ve bu diyetlerin gerçekten gerekli olup olmadığını sorgulanmalıdır. Doğru besinleri tercih ederek, sağlıklı kilo vermek için atılabilecek ilk adımlardan biri metabolizma hızı ölçümüdür. Kişiden kişiye farklılık gösteren metabolizma hızının ölçümünde en doğru sonucu elde etmek için; kişinin ağzı ve burnu bir maske ile örtülür. Yaklaşık 10-15 dakika süren ölçümde, kişinin oksijen tüketim kapasitesine göre metabolizma hızı ölçümü yapılır. Bu ölçümün sonunda diyetisyen kişiye özel bir beslenme programı hazırlar” diye konuştu.

    “Yanlış diyetlerden uzak durun”

    Hızlı kilo vermek için yapılan bilinçsiz diyetlerin uzun vadede sağlıksız sonuçlara neden olabileceğine dikkat çeken Diyetisyen Berna Ertuğ, doğru beslenme şeklinin kişiye özel olduğunu kaydetti. Ertuğ, şöyle devam etti:
    “Doğru beslenme şekli kişiye özeldir ve bireyin yaşı, vücut yapısı, boyu, cinsiyeti gibi birçok faktörün birleşmesiyle şekillenir. Fazla kiloları verebilmek için aceleci davrananlar, yanlış diyetler ve hızlı kilo kaybı ile vücudunu olumsuz etkilemektedir. Yanlış beslenme şekliyle yağ yerine kas kaybedildiğinde, kilo verildiği zannedilir; fakat vücutta sarkmalar, kırışmalar, selülit görüntüsündeki artışlar gözlenmeye başlar. Bu nedenle metabolizma hızı oksijen tüketimi yöntemiyle ölçülmeli, detaylı vücut analizi yapılmalı, kişinin sağlık durumu, yaşam şekli ve diğer tüm özelliklerine göre ‘diyetisyen’ tarafından önerilen sağlıklı beslenme yöntemi planlanmalıdır.”

    “Aç kalmayın”

    Diyetisyen Berna Ertuğ, diyet aşamasında kan şekerinin dengelenmesi için aç kalmamaya özen gösterilmesi gerektiğini dile getirdi. Ertuğ, şu tavsiyelerde bulundu:
    “Tüm gün boyunca tüketilen besinler 3 ana öğün ve ihtiyaca göre 1-2 ara öğün olarak paylaştırıldığında kilo vermek de sancılı bir süreç olmaktan çıkacaktır. Kan şekerinin dengelenmesi için aç kalmamaya özen gösterilmelidir. Bu sayede gün içinde tetiklenen tatlı krizlerini bastırmak ve tek bir öğünde çok fazla yemek yeme isteğinden kurtulmak kolaylaşacaktır. Beslenmede ‘4 yapraklı yonca’ modeli; doğru besin gruplarından, uygun miktarlarda tüketmek ve kilo verirken sağlıklı kalmak için takip edilmesi gereken bir kuraldır. Her yaprak 1 besin grubunu oluşturmaktadır. Bu gruplar; süt ve ürünleri grubu (süt, yoğurt, ayran, cacık), et-kuru baklagiller-yumurta-peynir, ekmek-tahıl grubu (ekmek, makarna, pilav, çorba), meyve ve sebze grubudur. Diyetisyen kişiye en uygun diyet programını oluştururken, her bir gruptan alınması gereken miktarları da belirler.”

    “Sağlıklı beslenmeyi hareketle destekleyin”

    Yaza formda girmek için sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmanın yanı sıra düzenli egzersiz, hareketli yaşam ve su tüketiminin de ihmal edilmemesi yönünde açıklamalarda bulunan Diyetisyen Berna Ertuğ, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı:
    “Yüzmek yaz aylarında oldukça rahatlatıcıdır ve farkında olmadan kilo vermenizi sağlar, bu nedenle fırsat buldukça yüzün. Daha çok su içmeye özen gösterin. Günde ortalama 2,5 litre su tüketin. Buzlu çay, soğuk kahve, gazlı içecekler, limonatalar vb. son derece ferahlatıcı hissettirse de, yüksek şeker ve kafein içeriği nedeniyle vücudun ciddi şekilde susuz kalmasına neden olabilir. Bu içeceklerden mümkün oldukça uzak durun. Açık havada egzersiz yapmak başlı başına önemli ölçüde daha fazla kalori yakmanıza neden olabilir. Sabah erken saatlerde antrenman yapın. Açık havada yürüyüş yapın. Günde iki kez açık havada 30 dakikalık bir yürüyüş yapmak bile, doğru beslenmeyle eşleştirildiğinde gözle görülür değişiklikler gösterebilir.”

  • Beslenmenizi renklendirerek, göz sağlığınızı koruyun

    Beslenmenizi renklendirerek, göz sağlığınızı koruyun

    İleri yaşlarda görme kaybını önleyecek vitamin ve besinler hakkında bilgi veren Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Şermin İpçioğlu, özellikle gençlerin ileri yaşlarda gözlerinde rahatsızlıklara karşılaşmaması için sağlıklı besinlerin önemini vurguladı.

    Opr. Dr. Şermin İpçioğlu, “Gözler, sağlık konusunda bize önemli ipuçları verebilir. Katarakt ve Glokom hastalığı ileri yaşlarda görülmesine rağmen birçok genç bu hastalıklara genç yaşta yakalanabiliyor. Göz sağlığımızı kötü etkileyen hastalıklar arasında diyabetik retinopati (şeker hastalığına bağlı oluşan görme kaybı) ve tansiyon yer almaktadır. Diyabetli hastalarda normal hastalıklara göre görme kaybı çok olabilir. Genellikle bu hastalar, şekerden uzak durmaları, yağlı yiyeceklerden sakınmaları ve posalı yiyecekleri tercih etmelidir. Genellikle toplumda gece görme durumu daha az olabilir. Bunun sebebi A vitamini eksikliği ya da çinko eksikliği olabilir. Bunu önlemek içinde A vitamini bulunan besinler tercih edilmelidir. A vitamini içeren besinlerin başında havuç gelir. Havuç gözlerimizi güçlendiren daha net görmemizi sağlayan bir besindir. Ispanak, lahana, portakal ve sarı renkli meyveler tüketildiği takdirde gece görüşü artmaktadır” diye konuştu.

    E ve C vitaminleri göz hastalıklarını engelliyor

    Vitaminli besinlerin katarakt riskini azalttığını, birçok vitamin hapında bulunan E ve C vitaminlerin göz rahatsızlıklarının oluşumunu engelleyebildiğini belirten Şermin İpçioğlu, göze iyi gelen besinler hakkında şunları söyledi;

    “Yazın vazgeçilmez bir meyvesi olan kavun göz nezlesine iyi gelir. Ceviz ise mutlaka tüketilmesi gereken besinlerin başındadır. Tüm vücuda iyi gelen ceviz gözlerimize de iyi gelir ve göz iltihaplanmalara karşı önlemini alır. Düzenli olarak her gün meyve tüketen kişilerde, ilerleyen yaşlarda görme kayıplarını azalttığını ve daha güçlü ve net gözlere sahip olunabilmektedir. Beslenme çok önemli ama eğer gözünüz ile ilgili bir şikâyetiniz olduğu durumlarda mutlaka bir göz doktoruna başvurulmalıdır. Unutmayınız ki yılda en az bir kere genel detaylı göz muayenesi olunması gereklidir” dedi.

  • Z kuşağında miyop alarmı

    Z kuşağında miyop alarmı

    Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Aziz Çil, çocuklarda miyopi (miyop) rahatsızlığı konusunda bilgilendirmelerde bulundu. Miyopinin, uzağı iyi görememe olarak bilinen bir göz rahatsızlığı olduğunu belirten Opr. Dr. Çil, “Son yıllarda yaşam şartları ve alışkanlıkların değişimiyle birlikte çocukluk çağlarında daha sık karşılaşılmaktadır” diye konuştu.

    “Genetik yatkınlık neden olabilir”

    Miyopiye yol açan etkenlere değinen Opr. Dr. Çil ,”Miyopinin görülme sıklığı, anne-baba veya yakın akrabalarda miyopi bulunması durumunda daha fazladır. Erken yaşta uzun saatler boyunca cep telefonu ve tablet kullanımı miyopiye neden olabilir. Özellikle pandemi döneminde uzaktan eğitim sürelerinin uzaması ve evde daha fazla bilgisayar ve cep telefonu kullanımı, miyop çocukların derecelerinin hızla artmasına ve yeni miyoplu bireylerin ortaya çıkmasına yol açmıştır” şeklinde konuştu.

    “Miyopinin ilerlemesi mümkün olduğunca yavaşlatılmalıdır”

    Miyopi genellikle ilkokul çağlarında başladığını ve yaklaşık yirmili yaşlara kadar ilerlediğini belirten Opr. Dr. Çil, “Miyopinin gerilemesi mümkün değildir. Yüksek derecelerde miyopisi olan kişilerde glokom, retina yırtığı ve retina dejenerasyonu gibi başka göz rahatsızlıkları da ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda, çok yüksek derecelerdeki miyopun lazerle tedavisi mümkün olmayabilir. Bu nedenle, miyopinin ilerlemesini mümkün olduğunca yavaşlatmak önemlidir. Bu amaçla özel lensler, gözlük camları ve bazı göz damlaları kullanılabilir. Ayrıca, çocukların gereksiz göz yorgunluğundan korunması önemlidir. Özellikle cep telefonu ve bilgisayar karşısında uzun süreler geçirilmemelidir. Son araştırmalar, özellikle açık havada yapılan aktivitelerin ve güneş ışığından bolca faydalanmanın miyopi ilerlemesini azalttığını göstermektedir” dedi.

    “6 ayda bir kontrol edilmelidir”

    Çocuklarda periyodik kontrollerin ihmal edilmemesi ve görsel şikâyetlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Opr. Dr. Çil, “Miyopi tespit edilmişse, altı ayda bir kontrol edilmesi önemlidir. Hızlı bir ilerleme gözlendiğinde, özel gözlük camları ve damlalarla müdahale edilmelidir” ifadelerini kullandı.

  • Deri kanserinde erken teşhisin önemi

    Deri kanserinde erken teşhisin önemi

    Tüm dünyada yaygın görülen ve ölümlere sebep olabilen deri kanseri nedeniyle farkındalık etkinliği düzenlendi. Kayseri, Konya ve Sivas’ta yapılan taramalarda vatandaşlar deri kanseri ile ilgili bilgilendirildi. Konuya ilişkin açıklama yapan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Tosun, “Bu hafta, Euro Melanoma Haftası. 1999 yılında Avrupalı dermatologlar tarafından deri farkındalığı açısından başlatılmış, 2014 yılında da ülkemiz bu kampanyaya katılmıştır. Melanom dediğimiz deri kanseri hastalığımız var. Erken dönemde tanısı önemli olan bir hastalık. Onunla ilgili farkındalık oluşturarak benler ile ilgili biyopsi açısından değerlendirmeleri yapmayı amaçladık. Bugün sabah saatlerinde başladık. İç Anadolu Bölgesi’ndeki üç merkezden bir tanesi de Sivas’tı. Diğer iller ise Konya ve Kayseri. Buradaki dermoskopi cihazımız ile hastalarımızı muayene ederek ben haritalarını çıkardık. Şüpheli lezyonları var ise gerekli yönlendirmeleri yaptık. Benler büyüyorsa, asimetrisi var ise veya büyüklüğü 6 milimetrenin üzerindeyse, çok sayıda beni varsa, ailede deri kanseri öyküsü var ise ve güneş maruziyeti varsa gerekli yönlendirmeleri yaptık. Hastalarımızın bu konularda bilinçlenmesini sağlamak istedik” dedi.

    Deri kanseri vakalarında artış yaşanıyor

    Vatandaşlara çeşitli tavsiyelerde bulunan Doç. Dr. Mustafa Tosun, “Özellikle güneşe çok fazla maruz kalanlar güneşten kesinlikle korunmaları gerekiyor. Deri kanseri vakaları son yıllarda arttı. Ozon tabakasının delinmesiyle ultraviyole ışınlarının dünyaya ulaşması kolaylaştı. Bu nedenle deri kanseri vakalarını daha fazla görüyoruz. Vücudun açık bölgelerinde benleri varsa, yakınlarında deri kanseri öyküsü varsa dermatoloji polikliniklerine başvurarak gerekli cihazlar ile kontrollerini sağlıyoruz. Erken dönemde müdahalesi önemli. Geç kalınırsa yayılma söz konusu olabiliyor ve tedavisi zorlaşıyor. Bu nedenle kemoterapik ilaçlar kullanması gerekebiliyor” ifadelerini kullandı.