Kategori: Siyaset

  • İYİ Partili Türkkan: Parti değil memleket meselesi

    İYİ Partili Türkkan: Parti değil memleket meselesi

    İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, “iklim değişikliği acil eylem planı”nın, vakit geçirilmeden hazırlanarak, uygulamaya konulması gerektiğini söyledi.

    Türkkan, Mecliste düzenlediği basın toplantısıda, Van’da keşif uçağının düşmesi sonucu şehit olan 7 polis ile Siirt Pervari’de çıkan çatışmada şehit olan iki özel harekat polisine Allah’tan rahmet diledi.

    Türkiye’nin tarım ve gıda üretiminin önünde en büyük tehdit olarak iklim değişikliğinin ön plana çıktığını ifade eden Türkkan, Türkiye’nin iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerin başında gelen Akdeniz havzasında bulunduğunu anımsattı.

    Türkkan, “İktidar, olmayan 2023 ve 2071 yılı planlarıyla Türkiye’yi oyalamayı artık bırakmalı. Mesela 2071 yılında iklim değişikliğinin meydana getirebileceği yıkım hakkında bir çalışma yaptı mı? Bir projeksiyon geliştirdir mi? Hayır. Bir çalışması var mı ona da hayır ” dedi.

    Ülkeyi yönetenlerin aklı ve fikrinin “ihanet ve rant projelerinde” olduğunu öne süren Türkkan, “Türkiye’yi katar katar satarken buna kanal İstanbul’u da buna ilave ettiler. Bu gidişle torunlarımıza, çok özendikleri Arap ülkeleri gibi çorak ve kurak bir Türkiye bırakacaklar. Buna ‘dur’ demek zorundayız.” ifadelerini kullandı.

    Sadece toprağın değil havanın da değiştiğini belirten Türkkan, bunun tarımsal üretime ve hayvancılığa büyük zarar verdiğini dile getirdi.

    Suyun verimli kullanılmasının bugünden çok önemli olacağını; suya olan ihtiyacın artacağını belirten Türkkan, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını ancak “su zenginiymiş gibi kullandığını” belirtti. Türkkan, “Tarımsal sulamanın hala yüzde 75 vahşi sulamayla yapılıyor. Damla sulama yüzde 5, yağmurlama yüzde 20’lerde. Türkiye, suyun önemli bir kısmını boşa harcıyor.” diye konuştu.

    Gıda güvenliği için su güvenliğinin şart olduğunu vurgulayan Türkkan, “Sulama ile verimi 3-6 kat artırmak mümkün. Hayvancılık için yem, yem bitkisi için de su, en önemli girdi.” dedi.

    Türkiye’de tarımın hem ekonomik hem de sosyal olarak önemli bir sektör olduğunu; bununla beraber, üstü açık büyük bir fabrika olan tarım sektörünün küresel iklim değişikliğine karşı büyük ölçüde savunmasız bulunduğunu dile getiren Türkkan, aynı zamanda iklim değişikliğinin tarımda çalışan 5 milyon insanı da tehdit ettiğini söyledi.

    “Tehlike artık çok yakınımızda değil çünkü şu an o tehlike eşiğinin üzerinde duruyoruz ama iklim değişikliği iktidarın umurunda değil.” görüşünü öne süren Türkkan, “Sevdalısı oldukları Katar bile iklim değişikliğinin farkında ve kendileri ikinci bir vatan arayışındalar. Onlara ikinci vatan imkanı sunan bizleriz. Katarlılara satılan toprak miktarına baktığınızda bunu çok daha iyi anlarsınız.” değerlendirmesini yaptı.

    Türkkan, iklim değişikliği acil eylem planının vakit geçirilmeden hazırlanarak uygulamaya konulması çağrısında bulundu.

    “Parti değil memleket meselesi”

    İYİ Parti olarak iklim değişikliğinin ve beraberinde yaşanacak olan su sorununun farkında olduklarını dile getiren Türkkan, şunları kaydetti:

    “Bu bir parti meselesi değil bir memleket meselesidir. 80 milyon vatandaşımızla beraber ileride bu topraklarda doğacak milyonlarca çocuğumuzun, geleceğimizin meselesidir. Tarımsal üretim faaliyetlerinin iklim değişikliğinden önemli derecede etkilenmesi beklenmektedir. 2050 yılına yaklaşıldıkça hemen hemen bütün bölgelerde verim kayıpları artacaktır.

    İklim değişikliği, önemli bir tarımsal ürün ihracatçısı olan Türkiye’nin küresel seviyede rekabetçi olduğu ürünleri de doğrudan etkileyecektir. Türkiye, kuru meyve ve fındık gibi ürünlerde dünyanın en önde gelen üreticilerinden biri olduğu için iklim değişikliğinin bu ürünlere etkisi dünya piyasalarını etkileyecektir.

    2071 yılı Anadolu’da Türk milletinin gurur yılıdır. Ancak şimdiden önlem alınmazsa kurak ve çorak bir ülkede gurur karın doyurmaz. Bu çerçevede, tarımsal ürün arzının sürdürülebilir kılınması için iklim değişikliğinin gözlenen ve öngörülen etkilerine yönelik orta ve uzun vadeli 2030 ve 2050 tarım politikalarının belirlenmesi gerekmektedir. Birçok üründe KDV indirimleri yapılıyor. Sulama sistemlerinde yüzde 8, malzeme ve ekipmanda yüzde 18 olan KDV’nin yüzde 1’e indirilmesi modern sulama sistemlerinin yaygınlaşmasına katkı sağlayacaktır.”

    Bir gazetecinin, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘2023-2071 için birlikte çalışalım’ çağrısına ne diyorsunuz?” sorusuna Türkkan, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın çağrılarına baktığımda, 2023 ve 2071 hedeflerine sadece AK Parti’ye oy veren vatandaşlarla o hedefe koşacağını anlıyorum. Bu ülkede AK Parti’ye oy veren vatandaşlar olduğu gibi oy vermeyen vatandaşlar da var. Bütün bunların ayrıştırılmasına, ötekileştirilmesine, hatta terörist ilan edilmesine kadar giden söylemlerden vazgeçip Türkiye’nin birlik ve beraberlik içerisinde bu hedeflere yürümesi lazım. Aksi takdirde Türkiye, bu hedeflere koşmakta zorluk çekecektir.” karşılığını verdi.

    Türkkan, 15 Temmuz şehit yakınları ve gaziler için toplanan yardım parasıyla ilgili bir soru üzerine de “O toplanan paraların amacına uygun vaziyette hak sahiplerine vermek varken hak sahiplerini sopayla kovalamak, Beştepe’ye sokmamak bunun karşılığı olmamalıydı. 15 Temmuz’un bir tek kahramanı vardır, o da Türk milletidir. Demokrasi ve milli iradeye sahip çıkmıştır. Devlet, milletin kendisini yediemin olarak görüp verdiği 15 Temmuz şehit yakınları ve gaziler için toplanan paraları bir an önce hak sahiplerine iade etmek zorundadır. Cumhurbaşkanı bu ayıbın telafisi için hak sahiplerine bu paraları iade etmek zorunda.” dedi.

  • Man Adası davasıyla ilgili yeni gelişme

    Man Adası davasıyla ilgili yeni gelişme

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Man Adası belgelerine ilişkin açıklamaları nedeni açılan diğer davada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve yakınlarına 359 bin TL manevi tazminat ödemesine karar verildi.

  • AK Parti’den 10 maddelik torba teklif

    AK Parti’den 10 maddelik torba teklif

    AK Parti’nin ekonomik alanda düzenlemeler içeren 10 maddelik torba teklifi TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

    AK Partili milletvekillerinin imzası ile Meclis Başkanlığı’na sunulan teklif, İşsizlik Sigortası Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik öngörüyor. Covid-19 salgınının ekonomik ve sosyal hayata etkilerinin azaltılması amacıyla hazırlanan düzenleme ile salgının iş gücü piyasasındaki olumsuz etkilerinin bertaraf edilmesi amaçlanıyor. Salgın kaynaklı zorlayıcı sebebe bağlı olarak, özel sektör işyerlerinde kısa çalışma ödeneğinden yararlananlar ile nakdi ücret desteğinden yararlananların çalıştıkları işyerinde haftalık normal çalışma sürelerine dönülmesi halinde, sosyal güvenlik primlerinin sigortalı ve işveren paylarının tamamının üç ay süreyle İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanması öngörülüyor. Bu çerçevede; işgücü piyasasında normalleşme sürecinin hızlandırılması amaçlanıyor. Ayrıca bazı sektörlerde normalleşme sürecinin daha hızlı hayata geçeceği göz önünde bulundurularak kısa çalışma uygulamasının uzatılmasına ilişkin mevcut yetkinin yeniden düzenlenmesi ve sektörel bazlı uzatma yetkisinin verilmesi hedefleniyor. Yine, Manisa’nın Soma ilçesinde bulunan Işıklar, Atabacası ve Geventepe ocaklarında çalışan ve kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde hizmet akdi sona erdirilen işçilerden kıdem tazminatlarını alamayanların kıdem tazminatlarının Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu tarafından ödenmesi imkânı getirilerek mağduriyetlerin giderilmesi amaçlanıyor.

  • Kılıçdaroğlu: 15-20 Temmuz’dan sonra sarayın lale devri başladı”

    Kılıçdaroğlu: 15-20 Temmuz’dan sonra sarayın lale devri başladı”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, darbe girişiminen ardından devletin, iktidarın arka bahçesi olduğunu ileri sürerek, “15-20 Temmuz’dan sonra sarayın lale devri başlamıştır.” dedi.

    Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “15 Temmuz gecesine dair şüphe bulutları artık dağıtılmalıdır. Kılıçdaroğlu o gece kimlerle konuştuğunu, hangi pazarlıkları yaptığını öncelikle kendisi anlatmalıdır” dediğini ifade ederek, “Bütün HTS kayıtları sende. Benim kimlerle konuştuğumu ben biliyorum, sen de biliyorsun, devlet de biliyor. O gece kim kiminle konuştu, kim kiminle neyi konuştu hepsi devletin arşivinde zaten. Bunları açıkla kardeşim. Niye açıklamıyorsun? Lafa gelince dil bir karış. Bizzat kendisi FETÖ’nün bir numaralı siyasi ayağıdır.” diye konuştu.

    FETÖ’nün bütün unsurlarının devletin kılcal damarlarına yerleştirildiğini, atamaları yapanın FETÖ’nün siyasi ayağı olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, “Bunu anlamamak için afedersin beyinsiz olmak lazım. Bu kadar basit.” dedi.

    Darbe girişiminin yaşandığı gece yaverleri de FETÖ mensubu olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Marmaris’te gizlendiğini iddia eden Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın darbe girişiminin olacağını bildiğini, “ne olur ne olmaz” diye Marmaris’e gittiğini öne sürdü.

    Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz’un “Allah’ın lütfu” olarak görüldüğünü, 20 Temmuz’da OHAL ile sivil darbe yapıldığını ileri sürerek, FETÖ’nün, Bank Asya’nın önünden geçmiş insanların cezaevine konulduğunu, “parası, dayısı olanların dışarıda olduğunu” savundu.

    “Sarayın lale devri” eleştirisi

    Darbe girişimi ve 20 Temmuz sonrası sarayın ayrı bir konuma geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, “15-20 Temmuz’dan sonra sarayın lale devri başlamıştır. Devleti tümüyle kendi arka bahçesi haline getirmiştir. Devlette liyakat… ‘Ne demek liyakat. Ben söyledikten, ben atadıktan sonra liyakat mı olur? Ben istediğim adamı atarım, benim atadığım adam zaten liyakatlidir. Onun liyakat ölçüsü bana sadakattir zaten.’ Bitti. Liyakat kavramı, onda sadakat olarak anlaşılıyor.” diye konuştu.

    Daha sonra ekonomide çöküntü başladığını savunan Kılıçdaroğlu, bunun kimsenin umrunda olmadığını, demokratik parlamenter rejimden tek adam parti devletine geçildiğini söyledi.

    Kılıçdaroğlu, “Gazeteci ve televizyonculardan oluşan havuz beslemeleri bulunduğunu, saraya kim çok yağ çekerse o kadar para aldığını” ileri sürerek, şöyle devam etti:

    “Başka bir besleme türü de son yıllarda ortaya çıktı. Devlet makamından güzel postlar kapmak, bir değil birden fazla yerden maaş almak. Adam eski milletvekili. Bir yere değil, üç yere daha yönetim kurulu üyesi. Dört yerden aylık alıyor. Saraya kul köle olmaz mı? Olur. Güreşçi, nereyi istiyorsun? Vakıfbank Yönetim Kurulu üyeliğine. Ama dışarıda kimler var? Evine ekmek götüremeyenler var. Aylardır iş bulamayanlar var. AK Parti’ye oy veren bütün vatandaşlarıma sesleniyorum; benim bu söylediklerimde bir harf yanlışlık varsa çıkıp bu kürsüden özür dileyeceğim. Ama bir harf yanlışlık yoksa, eğer sen hala gidip çoluk çocuğunun rızkını saraya kiralıyorsan ben insanlığımı sorgularım arkadaş.

    Rant, ihale, para, dolar, avro deseniz orada, tefecilere hizmet, hepsi orada. 15 Temmuz’u fırsat bilip ‘Allah’ın lütfu’ olarak kabul edip malı götürüyorlar. Aile boyu götürüyorlar. Vatandaş perişan vaziyette. Manhattan’da gökdelen yapıyorlar, Muhammed Ali Clay’in çiftliğini satın alıyorlar. Biliyorlar ki dönem değişirse hep beraber Amerikaya gidecekler. ‘Bak bizi kızdırma, senin mal varlığını araştırırız’ şeklindeki tehdide, ağzına fermuar çekip tek kelime edemeyen bir kişinin Türkiye Cumhuriyetini yönetmesini kabul edemeyiz. ‘Ne mal varlığı? Her kuruşun hesabını ben milletime de bütün dünyaya da veririm. Araştırmazsanız namertsiniz’ diyemiyor. Bunu söyle, biz arkanda dururuz, her türlü desteği veririz. Yeter ki temiz ol, ahlaklı ol, yeterki kul hakkına el uzatma.”

    İnsanların bir gelecek hayali varken millete hayal kurmayı bile unutturduklarını ileri süren Kılıçdaroğlu, son 2 yılda işinden olan kişi sayısının 3 milyon 202 bin olduğunu kaydetti.

    Kılıçdaroğlu, 2,5 milyon yeni istihdam oluşturulacağının söylendiğini ancak yeni istihdam yerine insanların işinden olduğunu dile getirerek, “Sarayda çaresizlik yok ama vatandaşta var. Geçinemiyor vatandaş.” dedi.

    Ayasofya’nın ibadete açılması

    Ayasofya’nın ibadete açılması konusunun ilk kez 2005’te gündeme geldiğini ve Danıştay’ın başvuruyu reddettiğini, 2008’de açılan davada da talebin reddedildiğini anlatan Kılıçdaroğlu, 2018’de Anayasa Mahkemesine götürülen konunun, “kişi bakımından yetkisizlik kararı” verilerek iade edildiğini söyledi.

    Kılıçdaroğlu, 2016’da Danıştay 10. Dairesinde açılan davaya müdahil olan Cumhurbaşkanlığı avukatlarının, davanın daha önce de görüşüldüğü ve reddedildiği, Ayasofya’nın kullanım şeklinin değiştirilmesinin Anayasaya göre yönetimin takdirinde olduğu gerekçesiyle reddedilmesini talep ettiğini öne sürerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kararın ardından “kahraman gibi” ortaya çıkarak, “Ayasofya’nın yeniden camiye döndürülmesi, kararlılığımızın sonucudur.” dediğini ifade etti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın samimi olmadığını iddia eden Kılıçdaroğlu, “Erdoğan’ın tek düşündüğü koltuğudur. O koltuk için feda edemeyeceği hiçbir şey yoktur.” diye konuştu.

    “Kendi tarihini bilmez”

    Mustafa Kemal Atatürk’e ve o dönemin yöneticilerine hakaretler edildiğini savunan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

    “Erdoğan kendi tarihini bilmez, Kurtuluş Savaşı’nı bilmez, İstanbul’un nasıl işgal edildiğini de bilmez. Erdoğan, İstanbul işgal edilirken padişahın gidip, diz çöküp devleti teslim ettiğini de bilmez. Erdoğan Düyun-u Umumiye’yi de bilmez. Ama orada bir insan var. Haydarpaşa’da iner, küçük bir tekneye biner, sarayın karşısındaki düşman gemilerini görür ve şunu söyler; ‘geldikleri gibi gidecekler’. Erdoğan Kahramanmaraş’ı, Sütçü İmam’ı bilmez. Erdoğan Gaziantep’i, neden gazilik ünvanı aldığını bilmez. Erdoğan, Afyon’u bilmez, Duplumpınar’ı, Sakarya’yı bilmez. Erdoğan’ın tek bildiği yeşil dolarlardır.”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesini eleştirdiğini ve “Bu vakfiyeyi kim değiştirirse Allah’ın, peygamberin, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi tüm Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun” ifadelerini kullandığını belirten Kılıçdaroğlu, Osmanlı döneminde kurulan vakıflara mazbut vakıf denildiğini ve bunların hala faaliyette olduğunu kaydetti. Kılıçdaroğlu, “Bu vakfiyeyi kim değiştirirse, bir vakfiye değil bütün mazbut vakıfları aynı çerçeveye koyuyoruz, Allah’ın peygamberi, melekleri, bütün yöneticileri ve dahi bütün Müslümanların ebediyyen laneti onun ve onların üzerine olsun. Bence hiçbir sakıncası yok, olsun.” dedi.

  • CHP’li Ağbaba’dan işsizlik sigortası fonu açıklaması

    CHP’li Ağbaba’dan işsizlik sigortası fonu açıklaması

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, “Ücretsiz izne çıkartılan tüm işçilere işsizlik fonundan aylık asgari ücret düzeyinde ücret ödenmelidir.” ifadesini kullandı.

    Ağbaba, yazılı açıklamasında, Kovid-19 sürecinde işsizlik ve gelir kaybının tarihi seviyelere ulaştığını ve işsizler için kurulan İşsizlik Sigortası Fonu’nun bu süreçte işsizlerden çok, işverenlerin derdine deva olmaya devam ettiğini savundu.

    İşsizlik Sigortası Fonunun haziran bültenine göre, Nisan-Haziran 2020 dönemlerinde nakdi ücret desteğini almaya hak kazanan 1 milyon 705 bin 147 kişiye toplam 2 milyar 801 milyon 754 bin lira ödeme yapıldığını belirten Ağbaba, “Ücretsiz izin uygulaması ile günlük 39 lira yani aylık 1177 liraya muhtaç bırakılan milyonlarca çalışana bu süreçte bu para bile çok görülmüştür. Fonda yer alan bilgilere göre nakdi ücret desteğine çıkartılan işçilere aylık 1177 lira değil, ortalama her bir işçiye aylık 547 lira verilmiştir.” ifadelerini kullandı.

    Ağbaba, bu yılın ocak-haziran ayları arasında işverenlere son 6 ayda teşvik ve destek gelirleri adı altında 9,3 milyar lira, aktif iş gücü programlarından 1,9 milyar lira ve işbaşı eğitim programları kapsamında 1,5 milyar lira, toplamda 12 milyar 767 milyon lira para aktarıldığını kaydetti.

    İstihdamı korumak ve artırmak amacıyla işverenlere 12,7 milyar lira para aktarılmasına karşın TÜİK’in iş gücü verilerine göre ise istihdamın ocak ve nisan ayları arasında 1 milyon 652 bin kişi azaldığını ifade eden Ağbaba, şöyle devam etti:

    “Son 6 ayda işsizlere işsizlik ödeneğinden toplam 5 milyar 616 milyon lira ödenirken, işverenler fondan işsizlere göre 7,1 milyar lira daha fazla yararlandı. Yani işverenlere fondan işsizlere göre 2,2 kat daha fazla para kullandırıldı. Yine İŞKUR aylık istatistiklerine baktığımızda ocak-mayıs ayları arasında işsizlik ödeneğine başvuran 919 bin kişiden sadece 319 bin kişinin ödenekten yararlandığı görülmektedir. Yani pandemi sürecinde işsizlik ödeneğine başvuru yapanların yüzde 65’i ödenekten yararlanamamıştır.”

    İşçilerin bir nevi kendi parası olan bu fondan yararlanamadığını iddia eden Ağbaba, şunları kaydetti:

    “İşsizlik sigorta fonundan yararlanmak için öyle koşullar getirilmiştir ki fondan işçiler dışında herkes yararlanmaktadır. Türkiye OECD ülkeleri arasında işsizlik ödeneğinden yararlanma koşulu en zor olan ülkelerin başında gelmektedir. Hükümete sormak istiyoruz, bu zor koşullarda işsizlik ödeneğinden yararlanma hakkı kolaylaştırılmayacak da ne zaman kolaylaştırılacaktır?

    İşsizlik ödeneğinden yararlanma koşulu olan son 3 yıl 600 gün prim ve son 120 gün kesintisiz hizmet akdi bu süreçte kaldırılmalı, tüm herkesin işsizlik sigorta fonuna erişim hakkı sağlanmalıdır. Ayrıca ücretsiz izne çıkartılan tüm işçilere işsizlik fonundan aylık asgari ücret düzeyinde ücret ödenmelidir.”

  • Figen Yüksekdağ’ın tahliye talebi reddedildi

    Figen Yüksekdağ’ın tahliye talebi reddedildi

    HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın, çeşitli suçlardan tutuklu yargılandığı davada tahliye talebi reddedildi.

    Ankara 16’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘terör örgütü yöneticiliği’, ‘terör örgütü propagandası yapmak’, ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet’, ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’, ‘devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak’ suçlarından tutuklu yargılanan Yüksekdağ, duruşmaya Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Avukatları ise salonda hazır bulundu. Yüksekdağ, savunmasında tutuklamaların siyasi bir karar olduğunu savunarak, “Hukuk düzenine yapılan darbenin mağdurlarıyız” dedi.

    Ana dava kapsamında savunmasını tamamlayan Yüksekdağ’a, ‘devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak’ suçundan hakkında açılan ve ana davayla birleştirilen dava kapsamındaki suçlamalara ilişkin savunması soruldu. Yüksekdağ, pandemi koşulları nedeniyle avukatlarıyla yeterince görüşme imkanı bulamadığını, bu nedenle savunmasını sonraki celselerde yapacağını söyledi.

    TUTUKLULUĞUN DEVAMINA KARAR VERİLDİ

    Yüksekdağ’ın savunmasının ardından söz alan avukatları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararları örnek göstererek, uzun tutukluluk halinin hak ihlali olduğu gerekçesiyle tahliye talebinde bulundu. Taleplerin ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, oy çokluğuyla Yüksekdağ’ın tutukluluk halinin devamına hükmederek, duruşmayı erteledi.

  • AK Parti Sözcüsü Çelik gündemi değerlendirdi

    AK Parti Sözcüsü Çelik gündemi değerlendirdi

    AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin MKYK gündemine ilişkin yaptığı açıklamada, “Eğer Türkiye, Suriye’den kaçan mültecileri ölümden kurtarmak için kapılarını açmasaydı, bunların hepsi Avrupa’ya gitseydi, bugün ortada Avrupa demokrasisi diye bir şey kalmazdı.” ifadelerini kullandı.

    Çelik, “Türkiye düşmanlığı, İslam düşmanlığı, Erdoğan düşmanlığı hattından ilerleyenlerin, yarın bir gün Avrupa’nın gerçek demokratlarını hedef alacağı konusunda kuşku yoktur.” dedi.

    “Fransa Cumhurbaşkanı toplu mezarların üstünü örtemez”

    Ömer Çelik, “Fransa Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanımızın meşru Serrac hükümetine verdiği desteği hedef alarak toplu mezarların üstünü örtemez.” şeklinde konuştu.

    Yabancı bir alışveriş sitesi üzerinden, kaçırılmış çocukların pazarlandığı iddiası

    Yabancı bir alışveriş sitesi üzerinden, kaçırılmış çocukların pazarlandığı iddiası ile ilgili Çelik, “İşin bize yansıyan bir boyutu söz konusuysa güvenlik birimlerimiz, adliyemiz inceleyecektir. Bu gündemi ilgililere bildirdik.” ifadelerini kullandı.

    “Ayasofya, cami ve evrensel dünyanın kültürel mirası olarak görkemini göstermeye devam edecek”

    Çelik, “Ayasofya, cami ve evrensel dünyanın kültürel mirasının ihtişamını taşıyan büyük bir mekan olarak görkemini göstermeye devam edecek.” diyerek, “UNESCO yetkilileri şunu bilsinler, Ayasofya’nın evrensel mirasının korunması konusunda Türkiye her türlü iş birliğine açıktır.” şeklinde konuştu.

    Yunanistan’ın Ayasofya’nın ibadete açılmasına yönelik tepkisi ile ilgili Çelik, “Başkentinde cami olmayan tek AB ülkesi Yunanistan’dır. Osmanlı camilerine ve Osmanlı eserlerine karşı saygısızlık yapmakta birinci olan bir ülkedir. Hiç konuşmaması gereken bir ülke varsa o da Yunanistan’dır.”

    Çelik, Ayasofya’nın bütün özelliklerinin korunacağını ve bundan sonrasında daha iyi muhafaza edileceğini belirterek, “Kültürel miras listelerinden Ayasofya’nın çıkarılacağını düşünmüyoruz. O listeyle Ayasofya şereflenmez, o liste Ayasofya’yla şereflenmiştir.” ifadelerini kullandı.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ile telefonda görüştü

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ile telefonda görüştü

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüştü.

    İletişim Başkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, “Ekonomi başta olmak üzere ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik adımlar ve Kovid-19 salgınıyla mücadelede iş birliği hususlarının ele alındığı görüşmede ayrıca Libya ve Suriye’deki gelişmeler ile bölgesel meseleler değerlendirilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Putin, iki ülke ilişkilerinin güçlendirilmesinin yanı sıra bölgesel barış, güvenlik ve istikrar için eş güdümü sürdürme konusunda mutabık kalmışlardır” denildi.

  • MHP’li Yalçın: Teşkilatlarımız şimdiden kongre hazırlıklarına başladı

    MHP’li Yalçın: Teşkilatlarımız şimdiden kongre hazırlıklarına başladı

    MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, partisinin 13’üncü Olağan Büyük Kurultayı’nın 14 Mart 2021 günü gerçekleşeceğini hatırlatarak, “Her kongre sürecinde olduğu gibi; teşkilatlarımız ve mensuplarımız bu defa da büyük bir heyecan ve coşkuyla, birlik ve beraberlik havası içinde şimdiden hazırlıklara başlamıştır” dedi.

    MHP’li Yalçın, partisinin il ve ilçe kongreleri sürecinin başlaması nedeniyle yazılı açıklamada bulundu. Partisinin 13’üncü Olağan Büyük Kurultayı’nın 14 Mart 2021 günü gerçekleşeceğini hatırlatan Yalçın, o gün teşkilatların Genel Başkanları Devlet Bahçeli’ye olan bağlılık ve vefasını bir kez daha göstereceğine inandıklarını belirtti. Kurultayın demokrasi şöleni kıvamında gerçekleşeceğini bildiren Yalçın, “Ülkücü iradenin kongre sürecini ülkücü hareketin büyüklüğüne ve ülkücülüğün vakarına yaraşır bir ağırbaşlılık ve ciddiyetle çalışkanlıkla sürdürüleceğinden eminiz. Kongreler süreci dolayısıyla Türkiye, dokuz çalışma bölgesine ayrılmıştır. Bu çerçevede Batı Anadolu, Karadeniz Bölgesi ve Orta Anadolu’da ikişer, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ise üç olmak üzere her biri dokuz ilden oluşan toplam 9 teşkilat bölgesi belirlenmiştir. İlçe ve il kongreleri söz konusu bölgelerde ve aynı zaman diliminde gerçekleştirilecektir. Türk mitolojisinde dokuz rakamının matematiksel ve sembolik bir yeri vardır. 9 kutlu sayılmakta; bu sayıya denge, uğur ve güç izafe edilmektedir. Eski Türk kağanları da devletin bütünlük, istikrar ve egemenliğini temsilen 9 tuğ taşımışlardır. MHP’nin kongre sürecinin planlanması bağlamında Türk kültür ve siyaset tarihine uygun olarak ‘dokuzlama’ yönteminin kullanılması; egemenlik, istikrar ve bütünlüğü sembolize eden 9 rakamıyla kamuoyuna mesaj verme amacı taşımaktadır” dedi.

    ‘İLK İLÇE KONGRESİ SAMSUN’DA GERÇEKLEŞECEK’

    Yalçın, ilk ilçe kongresinin Samsun İlkadım’da gerçekleştirilecek olmasının ise Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışıyla Anadolu’da fiilen başlamış olan Millî Mücadele’ye atıf amacı taşıdığını belirterek, şunları kaydetti:

    “Her kongre sürecinde olduğu gibi; teşkilatlarımız ve mensuplarımız bu defa da büyük bir heyecan ve coşkuyla, birlik ve beraberlik havası içinde şimdiden hazırlıklara başlamıştır. Kongreler süreci dolayısıyla MHP’nin Türk siyasi hayatında bugün oynadığı etkin, sorumlu ve yapıcı rolden rahatsız olan çevrelerle muarızlarımız ve siyasi rakiplerimizden gelebilecek tahriklere kapılınmaması, kongreler sırasında da hiçbir taşkınlığa meydan ve izin verilmemesi önem taşımaktadır. Teşkilatlarımız; ülkemizin yüksek çıkarları bağlamında MHP’nin üstlendiği başat işlev ve Cumhur İttifakının kucaklayıcı dinamiklerini dikkate alacaklardır. Yetkili ve görevli arkadaşlarımız, bu gerçeği dikkate alarak, kongrelerimizin usulet ve suhulet içinde, demokrasi bayramı ve dayanışma havasında geçmesi için ellerinden geleni yapacaklardır.”

  • MHP Lideri Bahçeli’den Ayasofya açıklaması

    MHP Lideri Bahçeli’den Ayasofya açıklaması

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Vakıf malı olan Ayasofya’nın, vakfiyesine muvafık şekilde cami olarak kullanılması milletimizin uzun yıllardır hasreti ve beklentisidir.” ifadelerini kullandı.

    Bahçeli, MHP Genel Merkezi’nde düzenlenen partisinin Belediye Başkanları Toplantısı’nın ardında yaptığı yazılı açıklamada, belediyecilikte “Halka hizmeti Hakk’a hizmet’ gören bir anlayışla “Üretken Belediyecilik” ilkesini esas aldıklarını belirtti.

    Belediye yönetimlerinin demokratik süreçlerin en önemli etapları arasında olduğunu vurgulayan Bahçeli, hiçbir belediye yönetiminin milli iradenin takdir ve teveccühünü istismar ve inkar yanlışına sapmaması gerektiğe dikkati çekti.

    Beş yıl süreyle üstlendikleri emanete dikkat, riayet ve sadakat gösteren belediye başkanlarının hürmetle yad edildiğini, ihanet edenlerin ise adli ve idari tasarruflarla layık oldukları muameleyi kaçınılmaz şekilde gördüğünü ifade Bahçeli, şöyle devam etti:

    “Belediye imkanlarını terör örgütü lehine seferber eden bölücülerin görevlerinden derhal uzaklaştırılmaları, emanetin ise tekrardan millete tevdi, adalet ve ahlakın zorunlu bir gereğidir. Türk milleti hakkını ve hukukunu uyanık bir şuurla muhafaza edecektir. Karanlık ve kirli ilişkilere gömülmüş, terör örgütü PKK’nın fiili kontrolüne girmiş HDP’li bazı belediye başkanlarının hukuki tedbir yoluyla görevlerinden uzaklaştırılıp yerlerine kayyum atanması çok doğru ve yerinde bir karardır. Bu kapsamda kayyum atanmasını eleştirip, yapılan idari tasarrufu demokrasi ayıbı olarak değerlendiren sorumsuz ve işbirlikçi siyasetçilerin işlenmiş ağır suçların bir parçası oldukları da bir başka gerçektir.”

    Suçu ve suçluyu övmenin, rezalet ve melaneti benimsemenin hiç kimseyi şeref sahibi yapmayacağını, tam tersine millet nezdinde zora sokarak ağır şekilde sorgulatacağını aktaran Bahçeli, “Belediye başkanlığı millete ihanetin kılıf ve kisvesi olamayacaktır. Zillet İttifakı’nı oluşturan sığ ve sığıntı partilerin ağız birliği halinde kayyum atamalarına tepki göstermeleri kontrolsüz savrulma halinin teyididir. PKK’ya yardım ve yataklık yapan belediye başkanlarını sırf sandıktan çıktılar diye savunmak ve sahiplenmek ayıplı, arızalı, alacalı bir siyasettir.” değerlendirmesinde bulundu.

    Türkiye egemenlik haklarına toz kondurmama azim ve kararında olduğunu işaret eden Bahçeli, “Türkiye’nin, kerameti kendinden menkul mihrakların ağzına bakma dönemi geride kalmıştır. Artık söz dinleyen değil sözü dinlenen, üzerinde hesap yapılan değil hesapları bozan bir ülke gerçeğine herkes alışmalı, buna saygı duymalı, sonuçlarına da hazır olmalıdır.” açıklamasını yaptı.

    “567 yıldır devam edegelen fetih sürecimiz yeni bir safhaya geçmiştir”

    Ayasofya Camisi’nin tekrar ibadete açılmasının kesif ve kesin iradenin en can alıcı muhassalası olduğunu beyan eden Bahçeli, şunları belirtti:

    “Vakıf malı olan Ayasofya’nın, vakfiyesine muvafık şekilde cami olarak kullanılması milletimizin uzun yıllardır hasreti ve beklentisidir. Aynı zamanda eşsiz bir mimarlık ve sanat abidesi olan Ayasofya’nın ibadete açılması inanç haklarımızın mecburi bir gereğidir. Aksi bir iddia ve ileri sürülecek ifade hükümsüz ve temelsizdir. Ayasofya’nın, vakfeden kutlu ecdadımızın emaneti doğrultusunda kesintisiz cami olarak kullanılması bağlılık ve vefayla yerine getirilmesi şart olan tarihi bir sorumluluktur.

    Danıştay 10. Dairesi müstesna bir karara imza atarak Ayasofya Camisi’ni müzeye dönüştüren 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’nı iptal etmiştir. Elbette Müslüman Türk milletinin hislerine tercüman olmuş, sonuç itibariyle milli vicdan müsterih hale gelmiştir. 567 yıldır devam edegelen fetih sürecimiz yeni bir safhaya geçmiş, bütün Türk ve İslam beldeleri ayağa kalkmıştır. Hitamında yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı’yla Ayasofya Camisi’nin yönetimi Diyanet İşleri Başkanlığına devredilerek ibadete açılmasının önündeki bütün sahte ve sanal bariyerler yıkılmıştır.”

    Bahçeli, 86 yıldır kutuplaşmalara konu olan bir tartışmanın hukuki ve siyasi mutabakatla çözüme kavuşturulduğunu ifade ederek, “Ayasofya Camisi’nin ibadete açılması 567 yıllık çağrıya kulak vermenin, itibar ve ihtimam göstermenin muhterem bir neticesidir. Ayasofya yeryüzündeki bütün camilerimizi, bütün mescitlerimizi selamlayacaktır.” açıklamasında bulundu.

    “Ayasofya özelinde ikaz dolu mesajların verilmesi nafile bir çabadır”

    MHP Genel Başkanı Bahçeli, açıklamasında, şu görüşleri paylaştı:

    “Ayasofya Camisi’nin Müslüman gönüllerle buluşması İslami ve tarihi bir sorumluluk olmanın yanında egemen devlet müktesebatımızın, bağımsızlık prensibimizin bihakkın gerek ve şartıdır. Türkiye onun bunun dayatmalarıyla tarihi gerçeklerine sırt çevirmeyecektir. Kudüs’te menfur senaryoları tedavüle sokanların Ayasofya özelinde bize ikaz dolu mesajlar vermesi nafile bir çabadır. ABD yönetiminin ‘Hayal kırıklığı’ yorumu cibilliyetsiz ve ciddiyetsiz bir ithamdır.”

    “ABD, Türkiye’yi sıkıştırmak maksadıyla hamle üstüne hamle yapmaktadır”

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “1987’den 2019’a kadar silah ambargosu uyguladığı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne, birden bire askeri eğitim desteği vereceğini ve kaynak sağlayarak güvenlik ilişkilerini geliştireceğini duyuran ABD, Türkiye’yi sıkıştırmak maksadıyla hamle üstüne hamle yapmaktadır. Doğu Akdeniz ve Libya’da bütün muhasım odakları karşısına alan ülkemizin tarihi ve egemen haklarını koruma gayesi varoluş onurudur.” ifadelerini kullandı.

    “İnanç hakkı insan hakkıdır”

    Bir yazarın “Ayasofya’yı yeniden camiye çevirmek dünyanın geri kalanına artık seküler değiliz demektir” ifadesinin “mesnetsiz sızlanma” olduğunu ifade eden Bahçeli, şunları aktardı:

    “Böylesi köksüzler düştükleri aidiyet krizinde hamiyet ve haysiyet imhası yaşamışlardır. ‘Osmanlı hukuku Cumhuriyet hukukunun yerine geçti’ diyen sözde akademisyenler de aslında cehaletlerinin ve ideolojik taassuplarının kurbanı olmuşlardır. İnanç hakkı insan hakkıdır. Bunu tasdik ve tasvip etmeyen insanlık değerlerine düşmandır. Bunun hilafına her söz, her tavır, her eylem boşluktadır, hukuken de ağır kusurludur.”

    Yunanistan Başpiskoposunun kontrol dışı hezeyanlarının hiçbir şey değiştirmediğini bildiren Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:

    “Ayasofya Camisi Türk milletinin emanetindedir. Bu emanetin üzerinde şaibe oluşturmak ve şüphe uyandırmak hiç kimsenin haddi ve harcı değildir. Küstah bir dille, ‘Türkler Ayasofya’yı ibadete açmaya cesaret edemezler’ diyen Yunanistan Başpiskoposu, bundan sonra ağır bir mahcubiyet ve mağlubiyet travmasına gömülecek, nifak saçan ağzını bıçak bile açamayacaktır. Asırlar evvel İstanbul’da kurulan Latin devletinin veya yeni bir Bizans’ın hayallerini kuranların hain hevesleri haram kursaklarında kalacaktır.”

    “Milletimiz ne istiyorsa, neyi umuyorsa o yapılacaktır”

    Bahçeli, baro başkanlarının Kuğulu Park’taki nöbetlerine ilişkin, şunları kaydetti:

    “Lafa gelince çoğulcu demokrasi yanlısı olduğunu iddia edenlerin, sıra çoklu baro sistemine gelince eleştiri oklarını fırlatmaları abes bir tenakuzdur. Baroların demokratikleşmesi bazı kesimleri neden ürkütmektedir? Avukatların Marksist-Leninist yasa dışı örgütlerin ve bilhassa CHP’nin tasallutundan kurtarılıp özgürleşmeleri niye yanlış görülmektedir? Çoklu baroyla birlikte baroların siyasileşeceğini iddia edenler, bugünkü şartlarda baroların siyasetten başka ne iş yaptığını hangi ara itiraf edeceklerdir? Yollarda yürüyen, duvar diplerinde bekleyen, parklarda nöbete giren bazı barolar, şimdiye kadar vatan ve millet için hangi fedakarlıkları yapmışlardır? Hukukun üstünlüğü temelinde yükselen bir devlette, suç ve suçluyla amansız mücadelenin sürdüğü bir dönemde, 140 bine yaklaşan avukat sayısı hiç sorun edilmeyecek midir?

    Milletimiz ne istiyorsa, neyi umuyorsa o yapılacaktır. Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi nihayetinde kabul edilmiş, gazi Meclis son sözünü millet nam ve hesabına söylemiştir. Mesleki dayanışma bir yere kadar anlamlı ve değerlidir, ama asıl olan milli birlik ve dayanışma ruhunun canlılığı ve cesametidir. CHP Genel Başkanı’nın çoklu baroyu üniter yapının kalbine sokulan hançer olarak tanımlaması iflas etmiş, saman altından ihanete payanda olmuş, yüzeye çıkınca da çanak tutmuş müflis bir siyasetçinin pespayeliğidir.”