Etiket: tedavi

  • Alanya’da tedavi edilen yaralı keçi doğaya bırakıldı

    Alanya’da tedavi edilen yaralı keçi doğaya bırakıldı

    Alanya Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü ekipleri, yaklaşık 2 hafta önce yaralı olduğu ihbarı üzerine Alanya Kalesi’nde yakaladıkları dağ keçisini tedavisinin ardından doğaya bıraktı.

    Alanya Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Saim Kanlı, “Vatandaşlarımızın duyarlı davranışları neticesinde 2 hafta önce birimimize Alanya Kalesi’nde yaralı bir dağ keçisi olduğu ihbarı yapıldı. Ekiplerimizin ivedilikle bölgeye sevki neticesinde yaralı keçi bulundu ve tedavisi yapılmak üzere operasyon merkezimize getirildi. 2 hafta süren tedavi sürecinin ardından yeniden sağlığına kavuştu ve ait olduğu yere, Alanya Kalesi’ne yeniden bırakıldı” diye konuştu.

  • Kırık sonrası rehabilitasyon süreci

    Kırık sonrası rehabilitasyon süreci

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Tıp Merkezi doktoru, kırık sonrası rehabilitasyon süreci hakkında bilgiler verdi.

    0

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nurhan Barutçu, kırığı, “Dıştan veya içten etki eden kuvvetlerle kemik dokusunda oluşan ayrılmaya veya bu sebeplerle kemiğin anatomik bütünlüğünün ve devamlılığının bozulmasına kırık denir” diye tanımlarken, kırığın bulunduğu bölgeye bağlı olarak kemiğin yakınlarındaki tendon, sinir, damar, organlar, bağ ve liflerin de yaralanabileceğini aktardı.

    Tedavi sürecinde öncelikle kırılan kemiğin hareketsiz kalmasının iyileşme ve doğru kaynaması açısından önemli olduğunu belirten Dr. Barutçu, “Hareketsizlikle birlikte eklem hareketi kısıtlanır, kas güçsüzleşir, eklemin fonksiyonelliği bozulur, eğer kırık bacak bölgesinde ise yürüme bozulur” diye konuştu.

    “Erken rehabilitasyon önemli”

    Kırık sonrası rehabilitasyona erken başlanmasının önemli olduğunu dile getiren Dr. Barutçu, şunları söyledi:
    “Kırık rehabilitasyonuna, hasta henüz ortopedi servisinde yatarken başlanmalıdır. Erken dönemde ödemi dağıtmak, eklem hareket açıklığını, kas gücünü korumak için mümkün olduğu kadar erken fizik tedaviye başlanmalıdır.” dedi.

    Hastaların genellikle olaydan 2 ay ya da çok daha uzun sürelerden sonra rehabilitasyona gelmeleri sonucunda; kas erimesi ve kontraktürler oluştuğuna dikkat çeken Dr. Barutçu, şöyle konuştu: “Erken rehabilitasyonda amaç; atrofi, kontraktür ve yapışıklıkların önlenmesi, tendonların ve kas liflerinin uzunluğunun korunmasıdır. Rehabilitasyon sürecinde kas becerisini korumak, kas gücünü arttırmak, dolaşım düzenini sağlamak, eklemlerin hareket açıklığını genişletmek, fibröz dokuyu yumuşatmak ve hala var olan ödemi gidermek tedavinin temel amaçlarıdır.”

    “Kırık rehabilitasyonu mutlaka uzman doktor kontrolünde yapılmalıdır”

    Kırık rehabilitasyonuna başlanmadan önce hastaların bir Fizik Tedavi Uzman Hekimi tarafından fonksiyonel açıdan değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Nurhan Barutçu, şöyle konuştu:

    “Kırık olan bölgede kemik ve kasların erime (atrofi) durumu, kuvveti ve hareket kabiliyeti değerlendirilir. Eklemlerde hareket kısıtlığı varsa not edilir. Genel bir postür ve yürüme analizi yapılır. Kemiklerin kaynama durumu radyolojik olarak değerlendirilir. Eğer bir sinir hasarı varsa EMG çekilerek sinirin durumu değerlendirilir. Tüm bulgular sonucunda rehabilitasyon programı düzenlenir. Kırık rehabilitasyonu mutlaka uzman doktor kontrolünde yapılmalıdır. Aksi takdirde tedavide gecikme olmakta, yanlış uygulamalar yapılmakta ve hastalarda kalıcı hasara neden olmaktadır.”

    Kırık rehabilitasyonu hakkında bilgi veren Dr. Barutçu, bu süreçte yapılanları şöyle aktardı: “Rehabilitasyon sürecinde ağrı ve ödemi azaltmak, eklem hareketini açmak, kasları esnetip güçlendirmek, tendonların kayganlığını sağlamak için, yürüme etkilenmişse yürüme egzersizleri ve genel fonksiyonelliği arttıracak egzersizler yapılır. Bu egzersiz programlarına ek olarak ağrı kesici TENS gibi, kasları güçlendirici elektrik stimülasyonu gibi akımlar, sıcak veya soğuk uygulamalar, ultrason gibi uygulamalar, skar doku masajı ve mobilizasyon teknikleri uygulanabilir.”

    Tedavi yöntemleri

    Kırık rehabilitasyonunda kullandıkları tekniklere ilişkin de bilgi veren Dr. Barutçu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Özellikle ödemin çok olduğu durumlarda, uygulandığı dokularda eksi 60 dereceye kadar ısıyı düşürebilen ‘kriyoterapi tedavisi’; şişliklerle mücadele etmeye çok destek olur. ‘Robotik lazer’ uygulamamız ise; hem ödemin azaltılması, hem de hasarlanan dokuların iyileşmesini hızlandırması bakımından çok etkilidir. Eğer opere olmadan veya vücutta kalıcı platin kalmasını gerektirmeyen bir kırık ise hem kırık iyileşmesine, hem kas ve kemik güçlenmesine, hem de ağrı azaltılmasına yardım eden ‘manyetik alan tedavisi’ çok etkin olarak kırık rehabilitasyonunda kullanılmaktadır. Fazla yüklenmeden ve ağrısız egzersiz yaptırabilmek için ‘hidroterapi’ de kırık rehabilitasyonunda sık sık tercih ettiğimiz tedavi yöntemlerinden biridir.”

  • KOAH’ta yeni tedavi yöntemi

    KOAH’ta yeni tedavi yöntemi

    Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH); akciğerlerdeki hava yollarının kimyasal zararlılar, enfeksiyonlar, yaşlanma gibi hasarla giden süreçler nedeniyle kronik iltihaplanmaya bağlı olarak, hava yollarının daralması, tıkaçlar oluşması, lokal bağışıklık sisteminin bozulması ile karakterize, geri döndürülebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olarak uzmanlar tarafından belirtiliyor. Uzm. Dr. Özgür İnce, genellikle maruziyete göre ilerleme hızı belirlense de genetik ve çevresel faktörlerin KOAH’ta önemli olduğunu vurguladı. Dünyada KOAH’ın en sık görülen sebebinin tütün ve tütün mamulleri kullanımı olduğuna dikkat çeken İnce, her gün dünyada 12 bin kişinin sadece bu sebeple hayatlarını kaybettiğini açıkladı.

    “Tütün ve tütün ürünleri kullanımı KOAH’a en fazla neden olan araçlar”

    Hastalığın en büyük nedenlerinden birinin tütün ve tütün mamulleri kullanımı olduğunu ifade eden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür İnce, “Hastalığın belirtileri öksürük, balgam, nefes darlığı, halsizlik, hırıltılı solunum, göğüste dolgunluk hissi ve ağrı, iş görememe ve giderek belirginleşen solunum sıkıntısıdır. KOAH’ın tedavisinde amaç smeptomları geriletmek, hastalığın ilerlemeye devam etmesini durdurmak ve solunum yetmezliğine bağlı olarak gelişebilecek kalp ve damar hasarları, beyin damar hasarları, karaciğer böbrek gibi hayati organ hasarlarının önüne geçebilmektir. İnsan vücudunun temel çalışma prensibi, enerjisi oksijene bağlıdır. KOAH hücrelere oksijen taşınmasını bozduğundan tüm hücrelerde hasara sebep olabilir, bu da her hastalığın oluşumunda rolü olabileceğini düşündürür. Tütün ve tütün mamulleri kullanımı KOAH’ın en fazla görülen nedenidir. Bazen sadece sigarayı bırakmak tedavide yeterli olabilmektedir. Solunan havadaki kimyasallar KOAH sebebidir. KOAH’ta genetik aktarım söz konusudur. Ayrıca maruz kalınan toksik doz herkeste aynı ölçüde zarar vermemektedir. Bunun sebebi de genetiktir. Madencilik, tarım, inşaat sektörü, kimyasal fabrikalar gibi iş ortamları KOAH’a zemin hazırlayabilirler. Tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ve bazı virüs enfeksiyonları KOAH nedeni olarak suçlanmaktadır. Nadiren de olsa astım ile takipli hastalarda özellikle yine sigara kullanımıyla KOAH’ın daha çabuk geliştiği gözlenmiştir. İleri yaş akciğer immün sisteminin etkisinin bozulması ve doku yenileme tamir mekanizmalarının yavaşlaması nedeniyle yaş da KOAH için sebep gösterilir” dedi.

    “KOAH’tan kurtulmaya yanıt veren en hızlı yöntem sigarayı bırakmak”

    Kronik ilerleyici bir hastalık olduğundan KOAH’ın tedavisinde zahmetli ve uzun süreli olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Özgür İnce, “Egzersiz, protein ve antıoksidan yüksek omega 3 ağırlıklı beslenme, yeterli uyku, dinlenme ve stres ile mücadele, tüm kronik hastalıklarda olduğu gibi KOAH’ta da olmazsa olmazdır. Sigarayı bırakmak, tedavinin en hızlı yanıt veren yöntemidir. Bronkodilatatör ilaçlar; hava yollarının genişlemesini, pasajın açılmasını sağlarlar. Kortikosteroidler; akut ve kronik enflamasyonun tedavisinde endikedirler. Mukolitik ve ekspektoranlar; balgam oluşumunu azaltma ve mevcut olanı çıkarmaya yönelik yardımcı olurlar. Oksijen tedavisi; artık solunum yetmezliği gelişmeye başladığında vücudun oksijen ihtiyacına destek verir. Pulmoner rehabilitasyon; KOAH’ta kas kaybı ve efor kapasitesi düşüklüğünün önüne geçmek, bronşiyal sekresyonların atılmasını destelemek, hastaları daha mobil ve aktif kılabilmek için kullanılır. Girişimsel işlemler ise KOAH’ın amfizem tipinde bronşiyal valfler kullanılabilmektedir. Akciğerlerde fonksiyon dışı boşluğu bertaraf etmekte oldukça etkilidirler. Son zamanlarda yeni gelişen KOAH balon katater tedavisi mevcuttur” diye konuştu.

    “Balon katater uygulaması; akciğerler kapasitesinde yüzde 20 ila 80 oranında arttırabiliyor”

    Balon katater uygulaması hakkında da bilgi veren Uzm. Dr. İnce, “KOAH’ın girişimsel tedavileri arasında bronkoskopi denilen akciğer endoskopisi yöntemiyle uygulanabilen yeni bir tedavi şekli daha vardır. Bu yöntem ileri KOAH’ta ve kronik bronşitik tipte etkili olabilmektedir. Daralmış bronşların genişletilmesi, kronikleşmiş mukus salgısını gidermek ve solunum kapasitesini yükseltmek için yapılır. Öncelikle işleme uygun olan hasta belirlenir. Uygunluk varsa hasta detaylı tetkik edilir genel anestezi ile entübe edilir. Entübasyon tüpü içerisinden bronkoskopik balon katater ile ulaşılabilen tüm bronşiyal yollara işlem uygulanır. Totalde yaklaşık 2-3 saat süren bir işlemdir. Katater ucundaki balon diye adlandırılan yapı dakikada yüzlerce defa şişip inerek bronş duvarlarında adeta bir zımparalama yapar. Balon katater uygulamasının başarı oranı kişiden kişiye bağlı olmak üzere değişkenlik gösterir. Bu parametrelere bağlı olarak yüzde 20-80 oranında akciğer kapasitesinde artış görülmektedir” şeklinde konuştu.

  • Tüp bebek tedavi oranları arttı

    Tüp bebek tedavi oranları arttı

    Doğal yollarla çocuk sahibi olamayan kişilere uygulanan tüp bebek tedavisine başvurular günden güne artmaya başladı.

    Üremeye yardımcı ve başarı oranlarının yüksek olduğu tedavi yöntemlerinden biri olan tüp bebek tedavisinde yumurta rezervinin ve kalitesinin çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Volkan Turan bu anlamda özellikle kadınlara uyarılarda bulundu.Prof. Dr. Turan normalde her 10 çiftten 1’nin bir şekilde infertilite tedavisine gittiğini fakat günümüzde artık 6-7 çiftten 1’e kadar düştüğünü ve bu nedenle de tüp bebek tedavilerine olan başvuru sayısının da arttığını söyledi.

    Sağlıksız beslenme alışkanlığı sebeplerin başında geliyor

    Öncelikle tüp bebek tedavisine başvuruların artmasının sebepleri hakkında bilgilendirmelerde bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünden Prof. Dr. Volkan Turan özellikle yanlış beslenmenin normal yollarla hamile kalınmasını engelleyen unsurlar arasında olduğuna dikkat çekti.

    Prof. Dr. Volkan Turan, “Yediğimiz içtiğimiz her şey artık biraz daha az organik. Ayrıca sağlıklı beslenme adına da çok dikkatli davranmıyoruz. İthalat, ihracat gibi ülkeler arası geçişlerin artması, kadınların daha çok GDO’lu besinleri tüketme alışkanlığının olması, az hareket edilmesi, kilo artışının daha fazla olması, bu kilo artışına bağlı olarak da yumurta kalitesinin düşmesi, adet düzensizliklerinin ve hormonel bozuklukların olması gibi nedenler kişileri tüp bebeğe yönlendirmekte” dedi.

    “Türkiye’de ortalama 48 yaşında tüm yumurta rezervi bitiyor”

    Prof. Dr. Turan bir diğer sebebin ise son yıllarda evlilik yaşının artması olduğunu bu yüzden de özellikle kadınlarda belli bir yaştan sonra yumurta sayısının tamamen bittiğini söyledi. Turan, “Özellikle kadınlarımız kariyer nedenli olarak geç evlilik yapabiliyorlar. Erkelerde çok sorun olmayabiliyor çünkü erkekler 80 yaşında bile sperm üretebiliyor. Fakat kadınlar sabit bir yumurta ile doğuyor ve bu yumurta sayısı da yıllar geçtikçe azalıyor. Türkiye’de ortalama 48 yaşında tüm yumurtalar bitiyor. Eğer kadınlarımız daha önceden yumurta rezervlerine dikkat etmezse yaş ilerledikçe yumurtada artık genetik bozukluk olmaya başlıyor, kalitesi düşüyor ve bu nedenle de geç evlendiği zaman daha çok düşük tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor. Daha zor gebelik oluşuyor hatta 41 yaşından sonra tüp bebek oranlarındaki başarılar yüzde 15-20’lere kadar iniyor” dedi.

    Teknolojinin gelişmesi ile birlikte radyasyona maruz kalınmasının da etken olabildiğini aktaran Turan, “ Cep telefonlarının ve laptopların yaygın kullanılması, çevremizdeki baz istasyonlarından radyasyona daha fazla maruziyet kalma ihtimali de maalesef kanıtlanmamış olsa da yumurta rezervini ve kalitesini etki edebileceğini düşünüyorum” dedi.

    “Menopoza girme yaşı Türkiye’de 48, Avrupa’da 51. Fakat 45’in altına iniyor”

    Menopoza girme yaşının da günden güne azaldığının altını çizen Turan bu yüzden ileride çocuk sahibi olmak isteyenlere yumurta dondurma işlemi uyguladıklarını ifade etti. Turan sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Menopoza girme yaşı Türkiye’de 48, Avrupa’da 51. Ama şuanda açıkçası bu yaş oranı 45’in altına inmeye başladı. Hatta genetik olarak belli başlı mutasyonlara veya çikolata kistine sahip olan kadınların yumurta rezervleri daha hızlı tükenmektedir. 35-40 yaşlarında adetleri tamamen kesilebilmekte. Bu yüzden tüp bebekle dahi bebek sahibi olma şansı kalmamaktadır. Aslında yumurta rezervini belirlemek çok kolay. Kanda AMH denilen bir hormona bakılıyor. Burada yaşın önemi çok büyük. Genelde 35 yaş altındaki kadınlarda AMH’nin 1,5 Ng/mL üzerinde olmasını istiyoruz. Yaş ilerledikçe bu değeri bulamayız. Burada 35 yaşı sınır değer kabul edersek 1,5’un altında olması 35 yaş altı kadınlarda biraz alarm durumu oluşturabiliyor. Bu kadınlarımızda takipler daha sık yapılıyor. Düşmeye eğilim varsa da yumurta dondurması öneriliyor.”

  • Şaşılığın erken tedavi çok önemli

    Şaşılığın erken tedavi çok önemli

    Görsel algıların gelişiminde, iki gözün koordineli çalışmasının önemine vurgu yapan Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Halil Hüseyin Çağatay, şaşılıkla ilgili önemli bilgiler verdi. Çağatay, “İki gözün koordineli ve aynı noktaya odaklanması, üç boyutlu görme yeteneğinin gelişimine katkıda bulunur” dedi.

    Hüseyin Çağatay, “Bu yetenek, doğumdan sonra gelişmeye başlar. Bu nedenle erken dönemde yapılan müdahaleler, üç boyutlu görme yeteneğinin daha etkin kazanılmasına yardımcı olabilir. Bazı durumlarda göz kayması ameliyatı kaçınılmazdır ve hastalar için en etkili tedavi yöntemi olabilir. Erken tedavinin önemini ve ameliyatın faydalarını göz ardı etmemek gerekir” diye ifade etti.

    Bebeklerde göz kayması ameliyatı

    Bebeklerde kalıcı göz kayması tespit edildiğinde, eğer gözlük ile tedavi edilebilecek veya kontrol altına alınabilecek bir problem ise ilk adım olarak gözlük tedavisinin uygulandığını ifade eden Çağatay, “Eğer göz kayması gözlük veya kapama yöntemi ile tedavi edilmiyorsa, özellikle çapraz bakma gibi problemlerde, erken dönemde müdahale edilmesi önerilir. Bu tür durumlar, detaylı göz muayenesi ve düzenli takip ile belirlenir. Kesin bir yaş sınırlaması olmaksızın, bebeklerde ve çocuklarda şaşılık için ameliyat gerçekleştirilebilir. Öncelik, gözün ayrıntılı bir şekilde muayene edilmesi ve gelişim sürecinin desteklenmesidir. Gözlük ve kapama tedavisinden sonuç alınamayan ve durumu düzelmeyen göz kaymalarında ameliyat tedavisi kaçınılmaz bir adım haline gelir” dedi.

    Göz kayması ameliyatına ilişkin detaylar

    Göz kayması ameliyatının, çocuklarda genellikle genel anesteziyle, yetişkin hastalarda ise lokal anestezi altında yapıldığı ifade eden Doç. Dr. Halil Hüseyin Çağatay, şöyle devam etti:

    “Bu ameliyat süreci yaklaşık bir saat kadar sürmektedir. Önemli bir detay olarak, ameliyat sırasında göz küresine kesi yapılmaz ve göz içine girilmez. Yalnızca gözün yüzeyini kaplayan konjonktiva zarı ve bazı göz kasları üzerinde düzenlemeler yapılır. Bu müdahale yöntemi sayesinde, ameliyat sonrası genelde kalıcı bir dikiş ihtiyacı olmaz. Konjonktiva zarının kapatılmasında eriyebilir dikişler tercih edilir, bu da iyileşme sürecini hızlandırır. Ameliyatın ana odak noktası, göz kaslarıdır. Göz kaslarının dengeleyici şekilde ayarlanması ameliyatın temel amacıdır” şeklinde konuştu.

  • Çöp konteynerinde bulunan bebek, Ankara’ya sevk edildi

    Çöp konteynerinde bulunan bebek, Ankara’ya sevk edildi

    Kastamonu’da Kuzeykent Mahallesi Karadut Sokak üzerinde vatandaşlar tarafından çöp poşetine sarılı vaziyette çöp konteynerinin yanına bırakılmış halde yeni doğan bebek bulundu. Sağlık ekipleri tarafından Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılan yeni doğan bebek, yeni doğan yoğum bakım ünitesinde entübe edilerek tedavi altına alındı.

    Durumunun kötüleşmesi ve diyaliz tedavisi görebilmesi için yeni doğan bebek, ileri tetkik ve tedavi için Ankara Etlik Şehir Hastanesine gönderildi.

    Öte yandan, Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı ve Kastamonu İl Emniyet Müdürlüğü, yeni doğan bebeği kim ya da kimler tarafından çöpe atıldığı konusunda inceleme ve araştırmaları devam ediyor.

  • Aracın çarptığı kediye esnaf sahip çıktı

    Aracın çarptığı kediye esnaf sahip çıktı

    Terakki Mahallesi’nde aracın çarptığı sokak kedisini gören esnaflar kediyi alarak veteriner kliniğine getirdi. Burada yapılan ilk muayenesinde ön kol ve arka ayak kemiklerinde kırık olduğu tespit edilen kedi ameliyata alındı.

    Kedi ameliyatın ardından sağlığına kavuşacağı günü beklerken hayırsever vatandaşların çabası takdirle karşılandı. Kedinin ameliyat masrafları da hayırsever vatandaşlar tarafından karşılandı

  • Tedavi edilen martı doğaya salındı

    Tedavi edilen martı doğaya salındı

    Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sözen ile Ornitoloji dersi öğrencileri, Melis Eralpsan, Bilge Su Usta, Özge Köse, Berfin Subaşı ve Akgül Bayramova’nın Zonguldak Limanı’nda gerçekleştirdikleri kuş gözlemi sırasında, Özge Köse liman içerisinde bir gümüş martıya olta misinaların dolandığını ve iğnelerinin battığını fark etti.

    Prof. Dr. Mustafa Sözen’in durumu DKMP Zonguldak Şube Müdürlüğüne bildirmesinin ardından Şube Müdürlüğü ekipleri ivedilikle olay yerine intikal etti. Misinalara iyice dolanan gümüş martı, Şube Müdürlüğü personelince titizlikle gerçekleştirilen çalışmayla yakalandı.

    Zonguldak Şube Müdürlüğü Veteriner Hekimince gerçekleştirilen muayenesinde, vücuduna ve gagasına olta iğnelerinin battığı, kanatlarına misinaların dolandığı tespit edilen gümüş martı, veteriner hekimce gerçekleştirilen başarılı operasyon sonucunda olta iğnelerinden ve misinalardan kurtarıldı, tedavi altına alındı.

    Tedavisinin ardından yakalandığı alanda yeniden doğaya salınan gümüş martı gökyüzüne kanat çırptı.

  • Beyin felcine botoks tedavisi

    Beyin felcine botoks tedavisi

    İnsan vücudundaki kasların hareketlerini ya da iskelet sisteminin duruşunu etkileyen fiziksel engel haline yol açan “serebral palsi” yani halk arasındaki adıyla “beyin felci” hastalığına değinen Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Ayşe Şener Boduç, hastalığın en sık sebepleri arasında hamilelik ve doğum sırasındaki etkenlerin bulunduğunu söyledi. Serebral palsinin, beyinde oluşan bir hasar nedeniyle, motor fonksiyon kaybı, postür ve hareket bozukluğuna neden olduğunu vurgulayan Dr. Boduç hasarın beynin hangi bölgesinde ve ne kadar yaygın olduğuna bağlı olarak serebral palsinin belirtilerinin değiştiğini, bu nedenle bazı hastalar hafif yürüme sorunları yaşarken, diğerlerinin tekerlekli sandalye kullanmak zorunda kalabileceğini ifade etti.

    “SP’nin birçok nedeni var”

    Hastalığın görülme sıklığının toplumlara göre değişmekle birlikte her bin bebekte 1,5 ila 3 oranında görüldüğünü dile getiren Dr. Boduç, “Tanı; hikâye, fizik muayene ve destekleyici laboratuvar testleri ile konulmaktadır. Çoğu zaman hastalığın sebebi bulunamamakla birlikte, bilinen en sık sebepleri arasında hamilelik ve doğum sırasındaki bazı etkenler yer alır. Bu etkenler arasında erken (prematüre) doğum, gebe annede kontrolsüz hipertansiyon, hamileyken geçirilen kanamalar ve enfeksiyonlar sayılabilir” dedi.

    Dr. Boduç, bebeğin oksijensiz kalmasının ve doğum sonrası geçirilen ağır iltihabi hastalıkların da serebral palsiye neden olabileceğine dikkat çekerek, “Bebeğin doğum esnasında veya sonrasında oksijensiz kalması veya doğumdan sonra geçirilen ağır iltihabi hastalıklar, kafa darbeleri, serebral palsiye yol açabilir. Çocuğun özellikle hareket gelişimi yaşıtlarına göre gerideyse, örneğin daha geç oturmuş, daha geç emeklemiş veya daha geç yürümeye başlamışsa; duruşu, oturuşu hareketleri normalden farklıysa bir hekimin görmesi gereklidir. Spastisite/kas sertliğini serebral palside sıklıkla görmekteyiz. Kas sertliği fonksiyonları olumsuz etkilemektedir. Her ne kadar beyin hasarı ilerleyici olmasa da, kas iskelet problemlerinin yaşla ilerlediği bir klinik tablo izliyoruz. Bu ilerlemede spastisitenin önemli katkıları bulunuyor. Kas sertliği aktif bir şekilde tedavi edilmezse fonksiyon bozukluğuna ve kontraktürlere neden olabilir” ifadelerini kullandı.

    “Botoks, fonksiyonları korumak için etkili bir yöntem”

    Hastalıkta uygulanan botoks tedavisinin özellikle fonksiyonları korumak için etkili bir yöntem olduğunun altını çizen Dr. Boduç, “Spastisitenin azaltılmasında fizik tedavinin yanı sıra botoks enjeksiyonları, selektif dorsal rizotomi, intratekal baklofen pompası ve sinir blokajları yer almaktadır. Endikasyonları olan hastalarda botoks uygulaması oldukça etkilidir. Botoks, kontraktürü önlemede, ağrıyı azaltmada, bakımı kolaylaştırmada, cihazlamayı, seri alçılamayı ve pozisyonlamayı kolaylaştırmada, en önemlisi de fonksiyonları korumada oldukça etkilidir” diye konuştu.

    Bu nedenle serebral palsi tanısı almış hastaların düzenli takibinin önemini vurgulayan Dr. Boduç serebral palsili çocuğun modern tıbbın destek tedavileriyle pek çok becerisini ilerletebileceğini, bu çocukların topluma kazandırılabileceklerini dile getirdi.

  • İdrar kaçırmanın tedavisi mümkün

    İdrar kaçırmanın tedavisi mümkün

    İdrar kaçırma daha yaygın olarak kadınlarda ortaya çıkan ve tekrarlanması halinde özgüven sorunlarına da yol açan bir sorun olarak biliniyor. Pek çok kadın idrar kaçırma sorunu nedeniyle gündelik yaşamdan kopuyor; mutlu ve sağlıklı hayatlar olumsuz etkileniyor.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, istemsiz idrar kaçırmanın mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durum olduğunu söyleyerek, “İdrar kaçırma, tekrarlaması halinde kişinin yaşam kalitesinin olumsuz etkilemektedir. Her dört kadından biri idrar kesesi veya pelvik taban dediğimiz karın alt bölgesindeki (kasık bölgesi) kas ve organlardaki problemlerden yakınır. Ancak ‘İdrarımı tutamıyorum’, ‘sokağa çıkmaktan korkuyorum’, ‘ne zaman öksürsem, ağır bir şey kaldırsam çamaşırım ıslanıyor’ diyen kadınlar tedavisinin mümkün olduğunu bilmelidir” dedi.

    Pek çok sebebi var

    Doç. Dr. Pulatoğlu, idrar kaçırma sebeplerini şöyle anlattı:
    “Daha sıklıkla vajinal yolla doğum yapan kadınlarda görülse de sezaryenle doğuran kadınlarda da görülebiliyor. Bunun yanında genç yaşta doğum yapmak, çok sayıda doğum yapmak, zor ya da müdahaleli doğumlar da idrar kaçırmaya sebebiyet verebiliyor. Bunun yanında pelvik taban kaslarıyla ilgili sorunlar, çeşitli enfeksiyonlar, genetik yatkınlık, obezite, ileri yaş, menopoz, sigara ve alkol kullanımı, geçirilen bazı ameliyatlar, diyabet gibi hastalıklar ve kullanılan bazı ilaçlar da idrar kaçırmanın sebepleri arasında yer alıyor. Eğer idrar kaçırma problemi yaşanıyorsa, utanıp çekinmeden mutlaka yardım alınmalıdır. Sık idrara çıkma zorunluluğu ve diğer idrar kaçırma semptomlarını yaşamak, doğumun önemsiz sonuçları veya yaşlanmanın doğal bir parçası değildir.”

    Sosyal hayatı bozuyor

    İdrar kaçırmanın pek çok sıkıntıya neden olabileceğine değinen Doç. Dr. Pulatoğlu, “Fiziksel aktiviteler bu nedenle kısıtlanır. Sosyal ortamdan uzaklaşmaya neden olur. Uykusuzluğa sebebiyet verir, konforu bozar, cinsel fonksiyonlarda aksama meydana gelebilir. Hasta güldüğünde, öksürdüğünde, hapşırdığında, yürürken veya egzersiz yaparken, ağır bir eşya kaldırırken, oturur ya da yatar durumdan ayağa kalktığında idrar kaçırıyorsa mutlaka bir doktora başvurmalıdır. İdrar yapma hissi geldiğinde tuvalete yetişememek ve tuvalette tam rahatlamadığı hissine kapılmak da uzman görüşü almayı gerektirmektedir. Bazen mesane kontrol problemi olması, diyabet veya böbrek hastalığı gibi altta yatan ciddi bir tıbbi durum olabileceği anlamına da gelebilir. Bu nedenle tıbbi yardım alınmalıdır” şeklinde konuştu.

    Etkili tedaviler var

    Birçok kadının idrar kaçırma nedeniyle hekime görünmemeyi tercih ettiğini kaydeden Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, “Oysaki günümüzde kalıcı ve etkili tedavi yöntemlerinin olması idrar kaçırma problemini saklanan, kabullenilen bir tabu olmaktan çıkarmıştır. İdrar kaçırma tedavisi temel olarak davranışsal, ilaç tedavisi ve cerrahi olmak üzere 3 kategoriye ayrılır. Tedaviler sorunun nedenine göre düzenlenir. Örneğin pelvik taban kaslarının güçlendirilmesi üzerine davranışsal tedaviler uygulanır. Düzenli yapılan pelvik taban kasları ve bağlarını kuvvetlendiren Kegel egzersizlerinden faydalanılabilir. Davranışsal tedavilerde ayrıca hastalara yaşam tarzı değişiklikleri de önerilir. Ani idrar hissi, tuvalete yetişememe gibi durumlarda da ilaç tedavileri uygulanır. İlaç tedavilerinde antikolinerjiklerden yararlanılabilir. Bu ilaç grubu sıklıkla urge inkontinans tedavisi, hiperaktif mesane sendromu ve mixt tip inkontinans için kullanılan idrar kaçırma ilaçlarındandır. Eğer ilaç ve davranışsal tedavilerden fayda sağlanamazsa cerrahi yöntemler uygulanabilir. Cerrahi alanda da çok farklı uygulamalar vardır. Bu uygulamalar idrar kaçırma tipine ve sebebine göre kişiden kişiye değişebilir. Kapalı ve vajinal yoldan mesaneyi asma operasyonları yapılabilir” dedi.

    Vajinal yoldan idrar kaçırma tedavisi

    Cerrahi tedaviler arasında vajinal yoldan uygulanan cerrahilerin hastalara pek çok avantaj sağladığını da kaydeden Doç. Dr. Çiğdem Pulatoğlu, “Ayrıca bu yöntemlerde yüksek başarı oranı sağlanırken; daha az ağrı hissi, daha kısa süre hastanede kalış ve gündelik hayata daha hızlı dönüş olmaktadır. Bunun yanında karın bölgesinde kesi olmadan doğal yoldan bir girişim gerçekleşmektedir. Ameliyattan korkan, şikayetleri yaşam kalitesini bozan ama sorunu katlanılmayacak gibi olmayan hasta grubunda, anestezi almasında sakınca olan yaşlı hasta gruplarında lazerli idrar kaçırma tedavileri de uygulanabilmektedir. Bu tedaviler de 3-4 seans yapılabilmektedir. Her seans 15-20 dakika sürmektedir” şeklinde konuştu.