Etiket: türkiyehaber

  • Yaşlı Profili Araştırması sonuçları açıklanacak

    Yaşlı Profili Araştırması sonuçları açıklanacak

    Bakan Göktaş, “Yaşlılara Saygı Haftası” dolayısıyla yaptığı açıklamada, yaşlanma konusundaki ulusal politikaları, yaşlıların aktif ve sağlıklı yaşlanması çerçevesinde, aile bütünlüğü içinde ve sosyal yaşamla bağlarını koruyarak geniş bir hareket alanı oluşturacak biçimde şekillendirdiklerini vurguladı. Göktaş, “Yaşlılarımıza kurumsal bakım hizmetleri yerine, öncelikle aileleri ve yakınları yanında bakım desteği aldıkları, sosyal yaşamla bütünleştikleri bir model sunmayı amaçlıyoruz. Kuşakların birlikte yaşadığı bir Türkiye için çalışıyoruz. Yaşlılarımızın toplum içinde aktif, üretken ve saygın bir şekilde mutlu bir yaşam sürdürmeleri için çalışmalarımıza devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    Bakanlığın koordinasyonunda hazırladıkları Yaşlanma Vizyon Belgesi ve bunun doğrultusunda hayata geçirilecek 183 faaliyeti içeren, 2023-2025 yılları arasında uygulanacak Yaşlı Hakları Ulusal Eylem Planı’nın geçtiğimiz yıl kamuoyu ile paylaşıldığını hatırlatan Göktaş, “Yaşlı bireylerin yaşa bağlı farklılaşan ihtiyaçlarını göz önünde bulunduran 16 hedefe yönelik 51 eylem alanı kapsamında belirlenen faaliyetleri hayata geçirmek için çalışmalarımızı yürütüyoruz” dedi.

    Araştırma yaşlılara yönelik hizmetlere yön vermek amacıyla gerçekleştirildi

    Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de yaşlı nüfusunun arttığını, bugün yüzde 10 olan 65 yaş ve üzeri nüfus oranının 2030’da yüzde 12,9, 2040’ta ise yüzde 16,3 olmasının beklendiğine dikkat çeken Göktaş, şunları kaydetti:

    “Bakanlık olarak yaşlanmanın belirgin bir nüfus dönüşümü içerisinde muhtemel etkilerinin ortaya konması sağlanarak, yaşlı bireylere yönelik sosyal politikaların oluşturulmasında yaş ve cinsiyet bazında ayrıştırılmış demografik ve sosyoekonomik verilerin oluşturulması amacıyla Türkiye Yaşlı Profili Araştırması yaptık. Araştırma kapsamında 22 bin 640 hanede çalışma hayatından sosyal yardımlara, yaşlı haklarından toplumsal hayata katılıma 9 başlıkta yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdik. Yaşlılara yönelik hizmetlere yön vermek amacıyla ilk kez gerçekleştirdiğimiz Türkiye Yaşlı Profili Araştırması’nda elde ettiğimiz sonuçları 22 Mart Cuma günü kamuoyuyla paylaşacağız. Bu proje ile yaşlı vatandaşlarımıza yönelik sunulan hizmetlere ilişkin göstergelerin bütüncül olarak değerlendirilmesini sağlayacak bir sistem altyapısı oluşturacağız. Yaşlıların her türlü riskten korunmasını ve iyileştirici tedbirler alınmasını sağlamaya yönelik politikalara temel teşkil edecek somut veriler elde edeceğiz. Yaşlıların mağdur olmadan riskleri tespit ederek ihtiyaç duyulan destek hizmetlerine ulaşmasını sağlayan koruyucu ve önleyici müdahaleleri içeren bir yapıya kavuşturulmasına yönelik ihtiyaç analizi yapacağız. Yaşa Dayalı Ayrıştırılmış Veri ve İzleme Mekanizması oluşturacağız. 4 yılda bir güncelleyeceğimiz veriler doğrultusunda hizmetlerimizi günün koşullarına göre ele alacağız.”

    “Yaş dostu hizmet modellerini yaygınlaştırıyoruz”

    Yaşlılara yönelik yaş dostu hizmet modellerini çeşitlendirip yaygınlaştırdıklarını da kaydeden Göktaş, hayata geçirdikleri aile odaklı bakımı destekleyen “Bütünleşik Bakım Modeli” ile yaşlının ihtiyacına göre kurumsal bakım, evde bakım yardımı, evde bakıma destek ve gündüzlü bakım modellerini uyguladıklarını aktardı. Göktaş, “Yaşlı bireylerin aileleri yanında bakım hizmeti almalarını sağlamak üzere öncelik verdiğimiz Evde Bakım Yardımından yaklaşık 133 bin yaşlı birey faydalanıyor. Psiko-sosyal rehabilitasyon, gündüz bakım ve evde destek hizmetlerini sunduğumuz 37 Gündüzlü Bakım ve Aktif Yaşam Merkezinde yaşlılarımıza hizmet veriyoruz. Huzurevlerimizde bugün dünya standartlarının üzerinde hizmet sunuyoruz. 2024 Ocak ayı itibarıyla Darülaceze Başkanlığı da dahil olmak üzere Bakanlığımıza bağlı 168 huzurevinde 14 bin 712 yaşlıya, diğer kamu kuruluşlarına ait huzurevlerinde ise bin 940 yaşlıya hizmet sağlanıyor. 267 özel huzurevinde 17 bin 872 yaşlımız hizmet alıyor. Kamu ve özel sektör dâhil olmak üzere 38 bin 463 huzurevi kapasitesi ile 29 bin 682 yaşlımıza bakım hizmeti veriyoruz” diye konuştu.
    Türkiye’de ikamet eden ve sosyal hizmete ihtiyaç duyan, 65 yaş üstü yaşlılarımızın korunması ve desteklenmesi amacıyla 2016 yılında başlattıkları Yaşlı Destek Programı (YADES) ile evde bakım, gündüz bakım, evde sağlık, manevi destek, gönüllülük faaliyetleri gibi çeşitli hizmet modelleriyle bütünleşik bakım hizmetlerini geliştirdiklerini bildiren Göktaş, YADES Projeleri ile bugüne kadar 2022 yılı projeleri dâhil olmak üzere, Ocak 2024 itibarıyla 7 yılda toplamda 35 belediyede 61 farklı proje ile 87 bin 797 hanede 128 bin 491 yaşlı bireye ulaştıklarını ifade etti.

    “11 dijital bahar odası kuruldu”

    Bakanlık olarak aktif ve sağlıklı yaşlanma vizyonu doğrultusunda yaşlı vatandaşların gelişen dünyaya uyum sağlamaları amacıyla dijital becerilerini güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirten Bakan Göktaş, şöyle devam etti:

    “Bu kapsamda pilot uygulaması 2021 yılında İstanbul’daki 5 huzurevinde başlatılan Yaşlılara Yönelik Dijital ve Finansal Okuryazarlık Eğitimlerine toplam 43 ilde huzurevlerinden hizmet alan bin 923 yaşlımız katıldı. Ayrıca Bakanlığımıza bağlı huzurevlerimizde bakım altında bulunan yaşlıların dijital okuryazarlığını geliştirmek amacıyla geliştirilen ‘Dijital Bahar Projesi’ kapsamında Turkcell iş birliği ile Ankara İstanbul, Bursa, İzmir, Osmaniye, Aydın, Samsun ve Erzincan’daki huzurevlerimizde 11 dijital bahar odası kuruldu. Teknoloji odalarımız, huzurevi sakinlerine uzaktaki sevdikleriyle bir araya gelme imkanını tanıyor. Literatürde üçüncü yaş üniversitesi olarak anılan ve Türkiye’de farklı üniversitelerin kampüsleri bünyesinde Tazelenme Üniversitesi gibi farklı isimler altında faaliyet gösteren eğitim yapılanmalarında ise 60 yaş ve üzeri bireylerin ihtiyaçlarına özgü oluşturulmuş eğitim programları çerçevesinde toplamda 5 bin 665 yaşlımıza eğitim veriliyor. Ülkemizde uygulanan bu özgün eğitim modelinin tanıtılması ve bu konuda farkındalık oluşturulması, aktif ve sağlıklı yaşlanma vizyonumuz perspektifinde büyük önem arz ediyor.”

  • Kaydı yapılan taşıt sayısı azaldı

    Kaydı yapılan taşıt sayısı azaldı

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Şubat ayı motorlu kara taşıtları verilerine göre, Şubat ayında 193 bin 600 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı. Şubat ayında trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 43,7’sini motosiklet, yüzde 39,7’sini otomobil, yüzde 9,4’ünü kamyonet, yüzde 3,8’ini traktör, yüzde 2,1’ini kamyon, yüzde 0,8’ini minibüs, yüzde 0,4’ünü otobüs ve yüzde 0,1’ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.

    Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre yüzde 9,3 azaldı. Şubat ayında trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre traktörde yüzde 59,4, motosiklette yüzde 40,5 artarken özel amaçlı taşıtta yüzde 38, kamyonette yüzde 32,2, otomobilde yüzde 32,1, minibüste yüzde 24,1, kamyonda yüzde 22,6 ve otobüste yüzde 15,7 azaldı.

    Trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 77,6 arttı

    Şubat ayında geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı motosiklette yüzde 130,4, minibüste yüzde 110,1, otobüste yüzde 65,8, otomobilde yüzde 63,8, özel amaçlı taşıtta yüzde 38,1, kamyonda yüzde 29,2, kamyonette yüzde 24,7 ve traktörde yüzde 16,4 arttı.

    Trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı Şubat ayı sonu itibarıyla 29 milyon 142 bin 942 oldu. Şubat ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 52,9’unu otomobil, yüzde 17,9’unu motosiklet, yüzde 15,6’sını kamyonet, yüzde 7,5’ini traktör, yüzde 3,3’ünü kamyon, yüzde 1,8’ini minibüs, yüzde 0,7’sini otobüs ve yüzde 0,3’ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.

    Şubat ayında 847 bin 861 adet taşıtın devri yapıldı. Şubat ayında devri yapılan taşıtların yüzde 67,6’sını otomobil, yüzde 15,5’ini kamyonet, yüzde 8,8’ini motosiklet, yüzde 3,1’ini traktör, yüzde 2,4’ünü kamyon, yüzde 1,8’ini minibüs, yüzde 0,6’sını otobüs ve yüzde 0,2’sini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.

    Ocak-Şubat döneminde 407 bin 93 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı. Ocak-Şubat döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 51,2 artarak 407 bin 93 adet olurken, trafikten kaydı silinen taşıt sayısı da yüzde 29,5 artarak 4 bin 553 adet oldu. Böylece Ocak-Şubat döneminde trafikteki toplam taşıt sayısında 402 bin 540 adet artış gerçekleşti.

    Ocak-Şubat döneminde trafiğe kaydı yapılan 190 bin 173 adet otomobilin yüzde 66,5’i benzin, yüzde 12,8’i dizel, yüzde 12,6’sı hibrit, yüzde 6,8’i elektrikli ve yüzde 1,3’ü LPG yakıtlı oldu. Şubat ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 15 milyon 410 bin 282 adet otomobilin ise yüzde 35,4’ü dizel, yüzde 33,1’i LPG, yüzde 29,1’i benzin, yüzde 1,6’sı hibrit ve yüzde 0,6’sı elektrikli olarak gerçekleşti. Yakıt türü bilinmeyen otomobillerin oranı ise yüzde 0,2 oldu.

  • “Refah seviyemizi, milli kapasitemizi arttırdık”

    “Refah seviyemizi, milli kapasitemizi arttırdık”

    Kırşehir ziyaretine AK Parti Teşkilatı ziyaretiyle başlayan Fidan, “Dış politikamıza baktığımızda da aynı ivmeyi görüyoruz. Bugün Türkiye ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan; dünyayı tehdit eden krizler, çatışmalar ve savaşlar karşısında sağduyunun, adaletin ve vicdanın sesidir” dedi.
    Esnaf ziyareti sonrası partililer ile iftar programında buluşan ve burada konuşan Fidan, “Zorlu bir coğrafyada, yaşamsal tehdit arz eden krizlere rağmen, başta bölgemiz olmak üzere, tüm dünyada barış ve istikrarın savunucusu olmaya devam ediyoruz. Ukrayna’daki savaşta, iki yılda, 500 binden fazla insan öldü. Yıpratma mücadelesine dönen bu savaş, hepimizin hayatını etkiliyor. Bu savaş, küresel planda enerji ve gıda krizi dahil, pek çok problemin tetiklenmesine neden oluyor. Barış için, küresel adalet için, elini taşının altına koyan tek bir lider var, o da cumhurbaşkanımız. Bazı kesimler, Gazze’deki İsrail mezalimi karşısında da ses çıkarmıyorlar. Biz Türkiye olarak en başından beri şunu söyledik: Gazze’de derhal ateşkes sağlanmalı; insani yardımlar kesintisiz şekilde bölgeye girebilmeli. Artık adalet tecelli etmeli” diye konuştu.

    Doğru ve adaletten yanayız

    Türkiye’nin doğru ve adaletten yana olduğunun vurgusunu yapan Bakan Fidan, açıklamasını şöyle sürdürdü, “Biz her meselede, doğrudan ve adaletten yanayız. Bunu, Karabağ meselesinde de gösterdik. Hamdolsun, Karabağ’daki işgal son buldu. Geçtiğimiz hafta Bakü’deydim. Gürcistan ve Azerbaycan’la üçlü toplantımızı gerçekleştirdik. Orada da belirttiğim gibi, Güney Kafkasya’da barış ve güvenlik için aralanan tarihi bir fırsat penceresi var. Azerbaycan ve Ermenistan’ın bu tarihi fırsatı iyi değerlendireceklerine, müzakereleri bir anlaşmayla taçlandıracaklarına inanıyorum. Azerbaycan’la işbirliğimiz Türk Devletleri Teşkilatı nezdinde kurumsallaşarak devam ediyor. KKTC dahil bütün Türk Devletleri olarak entegrasyonumuzu hızlandırma, savunma dahil her alanda daha fazla bütünleşme arzusundayız. Son olarak, ortak yatırım fonumuzu kurarak, ekonomilerimizin de bütünleşmesi yönünde kararlı bir adım attık. Güçlü bir Türkiye’nin varlığı ve Türk Devletlerinin tek bir çatı altında birleşmesi, çok daha geniş bir coğrafyadaki soydaşlarımızı da mutlu ediyor. 21 yıldır olduğu gibi, önümüzdeki süreçte de ülkemizin egemenliğine, huzur ve istikrarına daima sahip çıkacağız.
    Ülkemiz ve bölgemiz üzerinde oyun oynanmasına asla müsaade etmeyeceğiz. FETÖ, PKK, DEAŞ gibi terör örgütlerinin, sadece milletimizin değil, bölgedeki kardeşlerimizin huzuruna kastetmesine de izin vermeyeceğiz. Bu stratejinin son zamanlardaki en somut adımın, geçtiğimiz günlerde Irak’la attık. Iraklı muhataplarımız ilk defa, PKK’nın Irak’ın çıkarlarına aykırı hareket bir yasaklı örgüt olduğunu tescil etti.
    Bir milli şahlanış dönemindeyiz. Bu, merkezden yerele, topyekün bir şahlanış. Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki hükümetlerimiz, bugüne kadar Kırşehir’imizin güçlü olması için; bahtiyar olması için her tür imkânı seferber etti.”

  • Futbolculara adli soruşturma yok

    Futbolculara adli soruşturma yok

    Adana’nın Kozan ilçesinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Tunç, Trabzonspor-Fenerbahçe maçında yaşanan olaylar ile ilgili soru üzerine, spor müsabakalarında bu tür görüntüleri kabul etmenin mümkün olmadığını söyleyerek, “Spor kardeşliktir. Spor barıştır, dostluktur. Dostluğa ve kardeşliğe vesile olması gerekirken düşmanlığa vesile olması kabul edebileceğimiz bir durum değil. O nedenle dünkü Trabzonspor-Fenerbahçe maçından sonra çıkan olayları da kabul etmek mümkün değil. Tabii 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine dair kanunumuz var. Bu kanun 2011 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde o dönemde ben de Adalet Komisyonu Üyesi olarak parlamentoda görev yaparken birlikte çıkardığımız bir kanun. Yani bu kanun amacı spor müsabakaları öncesinde esnasında, sonrasında spor sahalarında ya da spor müsabakalarına gidiş, geliş güzergahlarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesini amaçlayan önemli bir kanunumuz. Tabii bu kanunumuzun uygulanması çerçevesi içerisinde bugüne kadar uygulama devam etti” diye konuştu.

    “38 kişinin kimlikleri tespit edildi, gözaltı süreçleri devam ediyor”

    Spor müsabakasından sonra gözaltıların gerçekleştiğini kaydeden Bakan Tunç, “Sahaya inen taraftarlar, futbolculara yönelik saldırılar sonrasında adli soruşturma hemen başlatıldı. Şu ana kadar 38 kişinin kimlikleri tespit edildi. 12 kişi gözaltına alınmıştı. Kimlikleri tespit edilen kişilerle ilgili de gözaltı süreçleri devam ediyor. Kamera görüntüleri de izlenerek burada kimler bu konuda kusurluysa gerekli adli soruşturma Cumhuriyet Başsavcılığımızın yapacağı soruşturma neticesinde ortaya çıkacaktır. Bu tür görüntülerin bir daha olmaması temennimiz. Sporun kardeşlik olduğunu unutmamamız lazım. Dolayısıyla hepimiz bu noktada özellikle sporda bu tür şiddet olaylarının olmaması anlamında sorumlu kişilerin sorumlu davranması noktasındaki düşüncelerimizle tekrar ediyoruz. Futbolcularla ilgili bir soruşturma söz konusu değil. Burada sahaya giren taraftarların futbolculara saldıran 38 kişinin ismi tespit edildi. Bunlarla ilgili adli süreç devam futbolcularla alakalı herhangi bir soruşturma söz konusu değil. Bazı sosyal medya hesaplarında futbolculara yönelik de soruşturma yapılacakmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışılmış. Kesinlikle böyle bir durum söz konusu değil. Futbolculara yönelik bir soruşturma, adli soruşturma söz konusu bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.

    “Futbolculara yönelik soruşturma açıldığına ilişkin bir beyanımız söz konusu değil”

    Fenerbahçe’nin sosyal medya üzerinden Bakan Yılmaz Tunç’un açıklamalarına karşı yaptığı paylaşımların sorulduğu Tunç, “Fenerbahçe kulübümüzün böyle bir açıklaması olmuş. Bizim futbolculara yönelik soruşturma açıldığına ilişkin bir beyanımız söz konusu değil. Sosyal medyadaki birtakım yanlış paylaşımlar sonrası oluşan bir yanlış anlamadan kaynaklandığını düşünüyoruz” dedi.

  • “Ülkemiz yenilikçi anayasayı hak ediyor”

    “Ülkemiz yenilikçi anayasayı hak ediyor”

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Adana’nın Kozan ilçesinde yeni yapılan Kozan Adalet Sarayı’nın açılışına katıldı.

    Burada konuşan Tunç, adalete erişebilirliği arttırmak için çabaladıklarını vurgulayarak, “Adana, Türkiye’nin medarıiftiharı bir kentimiz. Kozan Adalet Sarayı’nın hayırlı olmasını diliyorum. Bugüne kadar bu eserin ortaya çıkmasında emeği olan herkese teşekkür ediyorum. Adalete erişilebilirliği kolaylaştırılması bu fiziki mekanlar ve teknolojik imkanların arttırılmasından geçiyor. Bu anlamda da Adalet Sarayı’mız Kozanlı hemşehrilerimizin adalete erişimini kolaylaştıracak. Uzun süreler bölge halkına hizmet edecek. Adalet mülkün temelidir. Adalet bütün canlıların hayatını korumaktır. Mülkün temeli adaletin tecelli edebilmesi için hukuk devleti şarttır. Bunun için de tarafsız ve bağımsız yargı olması gerekiyor. Bu yargının adaleti tecelli edebilmesi için 3 önemli unsur var. Fiziki kapasite, teknolojik imkanlar, mevzuat, çağa uygun kanunlar ve o kanunları kürsüde uygulayacak insan unsuru. Bu 3 unsuru ihmal etmeden vatandaşlarımıza adaleti ulaştırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Teknolojik imkanları yargımızın hizmetine sunduk”

    Bakan Tunç, Türkiye’deki adalet saraylarında kullanılan sistemlerin bazılarının Avrupa ülkelerinde olmadığını kaydederek, “22 yıldan bu yana fiziki kapasite konusunda çok önemli mesafeler aldık. 22 yıl önce müstakil 78 adalet sarayı vardı. Bugün itibarıyla 360’a yükselttik. Teknolojik imkanları da arttırdık. UYAP, görüntülü duruşma, SEGBİS gibi Avrupa ülkelerinin çoğunda olmayan teknolojik kapasiteyi yargımızın hizmetine sunduk” diye konuştu.

    “Temel kanunların tamamını yeniledik”

    Mevzuatın çağa uydurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) birçok kanun çalışması yapıldığına değinen Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, daha sonra şunları söyledi:
    “Yeni gelişen ihtiyaçlara uyarlanmış ticaretin geliştirilmesi, yeni suç tiplerinin ortaya çıkmasıyla o kanunların yenilenmesi sürecini de gerçekleştirdik. Temel kanunların tamamını yeniledik. Ne kadar temel kanun varsa hepsi çağa uygun hale getirildi. Anayasamızda sayısız reformlar ile hak arama hürriyetini genişlettik. Kamu denetçisi imkanını bu dönemde getirdik. Bilgi edinme hakkı anayasamızda tanımlanmamıştı. Kişisel verilerin korunması, özel hayatın korunması tüm bu düzenlemeler son yıllarda genişletilen düzenlemelerdi. Kadın haklarından, şehit ailelerinin haklarına kadar birçok düzenleme yaptık.”

    “Toplumsal sözleşme yapmalıyız”

    Darbeci ruhu anayasada ortadan kaldırmaya yönelik adımlar attıklarını hatırlatan Bakan Tunç, “Darbeci ruhu ortadan kaldırmaya yönelik adımlar attık. Anayasamızda askeri mahkemeler vardı. Siviller askeri mahkemelerde yargılanmıştı. Askeri mahkemeleri kaldırdık. Anayasamızda gerektiğinde ‘Sıkıyönetim ilan edilebilir’ maddesi vardı. Bunu sizin onayınızla kaldırdık. ‘Darbeciler yargılanamaz’ maddesini kaldırdık. Anayasamızı demokratik hale getirmenin gayreti içerisinde olduk. Darbelere karşı çok büyük yapısal reformları hayata geçirdik. Cumhurbaşkanlığı hükumet sistemine geçerek anayasamızı daha demokratik hale getirdik. Ancak bunları da yeterli görmüyoruz. Türkiye Yüzyılı’nın başında bu ülke yenilikçi bir anayasayı sonuna kadar hak ediyor. Türkiye Yüzyılı başında parlamentomuzda inşallah yeni bir anayasa ile yolumuza devam ederiz. Bütün temennimiz bu. Herkes aslında mutabık ama oturup konuşulması gerekiyor. Toplumsal sözleşme yapılması gerekiyor. 22 yıl boyunca anayasamızda reformları kalıcı hale getirecek bir anayasayı inşallah yapmak nasip olur. Milletimize olan borcu yerine getirmiş oluruz” dedi.

    “Büyük bir gayret içerisinde çalışıyorlar”

    Hakim ve savcıların vatandaşların yargıya güvenini üst noktaya taşıyacak kişiler olduğunu hatırlatan Bakan Tunç, “Demokratik hukuk devleti içerisine bunları uyarladık ama bunu uygulayacak insan unsuru. İnsan unsurunu geliştirmenin gayreti içerisinde olduk. 2002 yılında 9 bin hakim ve savcı varken şimdi 24 bin hakim ve savcımız var. Genç bir kadroya sahibiz. Vatandaşlarımızın yargıya güvenini üst noktaya taşıyacak olan insan unsurudur. Geçen sene 12 milyon dosyayı sonuçlandırdılar. Şu anda önlerinde 11 milyon dava var. Büyük bir gayret içerisinde çalışıyorlar. Onların özellikle mesleği kabul edilmeden önce TBMM’de hep beraber yasal düzenlemeleri hayata geçirmiştik. Hukuk mesleklerine giriş sınavı. Avukatlık ve hakim-savcılık yapmak isteyen önce bu sınavı kazanacak. Daha kaliteli bir eğitim için çabalıyoruz. hakim ve savcılarımız artık 3 yıl süren donanımlı süreçten sonra kürsüye daha donanımlı bir şekilde geçecekler” ifadelerini kullandı.

    “Uzun yargılamaların olmaması gerek”

    Yargının hızlanmasının gerektiğini anlatan, ‘Geciken adalet, adalet değildir’ diyen Bakan Yılmaz Tunç, şu ifadeleri kullandı:

    “Uzun süren yargılamaların olmaması gerekir. Hedef süre uygulamalarımız var. İstinaf mahkemelerinde de bu hedef süre uygulamasını sisteme dahil etmenin içerisindeyiz. Artık hangi bölgelerde hangi dairede yoğunluk varsa orada ki yoğunluğu azaltacağız. Adli Tıp Kurumu’nun kapasitesini arttırıyoruz. Artık 81 ilde Adli Tıp Kurumu var. Bugünkü şartlara uygun olmayan 392 cezaevini kapattık. 300’e yakın yeni cezaevini hizmete açtık. Adana’da yatırımlar gerçekleşmiş oldu. Teknolojinin bütün imkanlarından yararlanmak istiyoruz. Hem hakim savcılarımızın hem de vatandaşlarımızın bu sistemden yararlanabilmeleri gayreti içerisindeyiz. Özellikle kira davaları tartışma konusu. 146 bin kira uyuşmazlığı nedeniyle arabuluculuk tarafı oldu. Bunun 76 bini uzlaşma ile sonuçlandı. Demek ki yarıdan fazlası adliyeye gitmeden çözmüş oldu. Diğer uyuşmazlıklarda da bunu hayata geçirmenin gayreti içerisindeyiz. Adalet Bakanlığımızın Adana ve tüm ilçelerine yaptığı önemli yatırımlar var. Bugüne kadar adalet alanında 38 milyar 318 milyon Türk Lirası Adana’nın merkez ve ilçelerine yatırım gerçekleştirmişiz. Adana Adli Tıp Bölge Başkanlığı ihalesini de 30 Nisan’da gerçekleştireceğiz. Yüreğir ilçemizde bu binayı Adanalıların hizmetine sunmuş olacağız. Karataş ilçemize de adalet binamızın projesini hazırladık. Onu da Adana’ya kazandıracağız. 2024 yılı yatırım programına Adana ile ilgili adliye personelimizin kalabileceği konutları yatırım programa aldık. Merkezde 100 daire olmak üzere 232 adliye konutunu kısa süre içerisinde kazandıracağız.”

  • SED ödemeleri hesaplara yatırıldı

    SED ödemeleri hesaplara yatırıldı

    Bakan Göktaş, çocuklara yönelik hizmetlere özel önem verdiklerini ve çocukların farklı ihtiyaçlarını gözeterek hizmetleri çeşitlendirdiklerini belirtti. Bu doğrultuda SED ile çocukları, ailelerinin yanında ve sosyal çevresi içerisinde desteklediklerini ifade eden Bakan Göktaş, çocukların milli değerlere sahip, kendine güvenen, eğitimli ve sağlıklı birer fert olarak yetişmeleri için tüm gayretleriyle çalıştıklarını vurguladı.

    Aile odaklı sosyal hizmet modelleri ile çocukların öncelikli olarak aile şefkati ve sıcaklığı ile yetişebilmeleri için gayret gösterdiklerini ifade eden Bakan Göktaş, “Çocukların aile ortamında büyümelerinin, toplumsal değerlerin korunmasında vazgeçilmez bir rolü olduğuna inanıyoruz. Bu kapsamda çocukların sosyal açıdan desteklenmesi ve eğitim giderlerinin karşılanması için Mart ayına ilişkin 884,7 milyon TL SED ödemesi yaptık” dedi.

  • Sahada şiddete yeni önlem hazırlığı

    Sahada şiddete yeni önlem hazırlığı

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Ankara Hakimevi’nde basın kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi. Tunç, iftar sonrasında basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Oğluyla birlikte önce Mısır’a ardından Amerika Birleşik Devletleri’ne kaçan Eylem Tok hakkında sorulan soruyu cevaplayan Tunç, “Amerika Birleşik Devletleri’yle adli yardımlaşma kapsamında biz yazışmalarımızı gerçekleştirdik. 7 Mart tarihinde de Amerika Birleşik Devletleri’ne iade talebinde bulunduk. İade dosyamızı ilettik ve geçici tutuklama evrakımızı da gönderdik. Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığından bize cevabi yazı geldi. Bu cevabi yazıda istenen bazı belgeler var. Bu belgeleri de tamamladık. Buradaki süreci takip ediyoruz. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımızın takip ettiği bir soruşturma. Hem diplomatik yollardan talep ediyoruz hem de Interpol aracılığıyla bunlar gerçekleşiyor ve umut ediyoruz ki Amerika Birleşik Devletleri iade konusundaki talebimizi olumlu karşılasın ve buradaki yargılama süreci de devam etsin” diye konuştu.

    “Dosyada bir eksiklik yok şu anda iadeyle alakalı”

    “Amerikan makamlarının Eylem Tok’un yer değiştirmesine karşı ayrıca bir tedbir alma mekanizması var m” sorusunu yanıtlayan Tunç, “Bizim geçici tutuklama kararının uygulanması. Yani biz diyoruz ki, geçici tutuklama kararımız var, tutuklayın ve bize teslim edin. Biz yargılama yapacağız diyoruz. Şimdi oradan cevap bekliyoruz. Dosyada bir eksiklik yok şu anda iadeyle alakalı” dedi.

    “Amerika, kendi kanununa göre yargılayabilir”

    “Kendi vatandaşı diye etmediklerini varsayalım. Kendi ülkesi bir şey yapabiliyor mu” sorusu sorulması üzerine Tunç, “Biz soruşturmayı açarız ama yargılama yapabilmemiz için ifadesinin alınması lazım. Kaçak şahıs statüsüne giriyor. Dolayısıyla biz ifadesini almadan cezalandırma yoluna gidemiyoruz. Amerika makamları yargılayabilir. Yani der ki ‘sen yabancı ülkede bir yabancıya karşı suç işledin, benim vatandaşımsın, dolayısıyla seni benim kanunuma göre yargılayacağım’ diyebilir” ifadelerini kullandı.

    “Savcılık bu paraların kaynağını elbette ki soracaktır, sorgulayacaktır”

    Cumhuriyet Halk Partisindeki (CHP) para sayma soruşturması hakkında kendisine soru yöneltilen Bakan Tunç, şunları kaydetti:
    “Sosyal medyada ve bazı basın yayın kuruluşlarında bu görüntüler yayınlanınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir adli soruşturma başlattı o görüntülerdeki kişilerle ilgili ifadeler alınmaya başladı. Onlar Cumhuriyet Savcılığımızın takibinde. Bu sayılan paraların kaynağı nedir? Tabii bir açıklama yapıldı. Bunların partiye yapılan bir bağış olduğu söylendi. Tabii bu bağış neticede bunların da kuralları var. Siyasi Partiler Kanununa göre bağışın şekli bellidir. Miktarı da bellidir. Yapılan kampanyada verilen hesap numaraları var. Bu hesap numaralarına yatan paralar mıdır bunlar? Acaba bir başka kaynaktan mı geliyor? Yani savcılık bu paraların kaynağını elbette ki soracaktır, sorgulayacaktır. Çünkü kamuoyunda büyük bir tereddüt ve tepki ortaya çıktı.
    Böyle miktarda bir paranın özellikle sadece bir belgeyle bir alışveriş söz konusu, bir il binasının bu şekilde bir satışının nasıl söz konusu olabildiğini elbette ki cumhuriyet savcılığı bu tereddütleri ortadan kaldıracak bir soruşturma gerçekleştirecektir. Bu konuda lehte aleyhte çok beyan var. Yani önceki dönem avukatları yine o partinin mensuplarından siyasiler yani bu İstanbul İl Başkanlığı binasının alınmasıyla ilgili bir para olduğu söyleniyor. Yani bu paranın genel merkez tarafından mı ödendi, yoksa bu paradan mı ödendi? Tüm bunlar hepsi muallakta olan konular. Tabii belgeyle görüntü kaydının tarihlerinin tutmamış olması tüm bunlar cumhuriyet başsavcılığının inceleyeceği hususlar bu incelemeler neticesinde ortaya çıkacaktır. Eğer bir suç varsa, bir suç unsuru varsa bir kara para varsa varsa yani bir suçtan kaynaklanan bir gelir varsa tüm bunlar ortaya çıkacaktır.”

    “Benim yargıya talimat vermem, savcılığa talimat vermem söz konusu olamaz”

    “Bizim savcılığa talimat vermemiz söz konusu değil” diyen Bakan Tunç, “Sosyal medyada ‘adalet nerede’ diye yazmaya başladılar. ‘Savcılık niye el koymuyor’ dediler. Savcılık benim beyanatımdan önce zaten soruşturmayı başlattı. Benim yargıya talimat vermem, savcılığa talimat vermem söz konusu olamaz. O görüntülerdeki kişilerin ifadeleri alınıyor. İfadeleri biz de bilmeyiz. Savcılık ifadeden yola çıkarak başka ifadeye ihtiyaç duyuluyor, o da çağırılıyor” dedi.

    “Bu tür olayların sahalarımızda olmaması lazım”

    Bakan Tunç’a geçtiğimiz gün Trabzonspor-Fenerbahçe maçı sonrasında yaşanan olaylara ilişkin de soru yöneltildi. Tunç, yaşanan olaylarla ilgili şunları aktardı:
    “Bu tür olayların sahalarımızda olmaması lazım. Spor kardeşliktir diyoruz ama maalesef düşmanlığa dönen bir durum söz konusu olabiliyor. Dünkü olaylarda 12 kişi gözaltına alındı ve soruşturma başlatıldı. Sahaya inen ve saldıranlarla ilgili görüntüler inceleniyor. O görüntüler incelendiğinde iki tarafın da sporcuları tarafından karşılıklı arbedeler söz konusu. Bu görüntüleri değerlendirecek olan Cumhuriyet Savcılığı. Meşru savunmanın da ötesine geçip karşı tarafa zarar verecek kendini savunmanın ötesine giden bir durum söz konusu mu? Bir saldırı var mı? Taraftar da olsa futbolcu da olsa he iki taraf için de bir suç işlenmişse soruşturulur. Soruşturma devam ediyor. 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunumuz var. Bu kanunda hangi fiillerin hangi yaptırımları var, hepsi yazılı. Sahaya girmek, taşkınlık yapmak, sahaya yasak madde sokmak, spor alanı dışında yine sporu etkileyecek şekilde tahrik edecek şekilde beyanatta bulunmak basın yayın aracılığıyla. Tüm bunların hepsi bu olay çerçevesi içerisinde kimin hangi fiili hangi kanun maddesine uyuyor? Bu soruşturmayı şu anda Cumhuriyet Savcılığı yapıyor.”

    “Özel güvenliklerin de tedbir alması gerekiyor”

    Spor kulüplerinin görevleri ve sorumlulukları olduğuna dikkati çeken Bakan Tunç, “Onların özel güvenlikleri var. Tedbir almaları gerekiyor. Emniyet güçlerinin yanı sıra orada bir de özel güvenlikler var. Onların sahaya birilerinin girmemesi için gerekli tedbirleri alması lazım. O noktada da detaylı bir soruşturma yapılıyor şu anda” dedi.

    “Bunu siyasete alet etmek bir kere hiç doğru değil” diye konuşan Tunç, şunları söyledi:

    “Bunu siyasete alet etmek bir kötü niyeti gösterir. Dolayısıyla ona da müsaade etmemek lazım. Mevzuatımız gerekli cezaları öngörüyor. Ama biz buna rağmen ‘acaba para cezalarında, hapis cezalarında yeniden bir düzenleme ihtiyacı var mı, yok mu?’ konusunu değerlendirdik arkadaşlarımızla. O konuda bir taslak çalışmamız oluştu. Tabii bunu yargı paketinde de olabilir ama madde sayısına göre. Önümüzde seçim sonrası Meclisimizin takdirine sunacağımız birkaç madde değişikliği, caydırıcılık açısından bir taslak olacak.”
    Bakan Tunç, sporda şiddete yönelik yeni düzenlemelerin de geleceğini söyledi.

    “Eros’un bu şekilde canice katledilmesi hepimizi derinden yaraladı”

    Eros isimli kedinin öldürülmesine ilişkin soruyu da yanıtlayan Tunç, “Önce 1 yıl 3 ay hapis cezası verdi aynı mahkeme. Yani yaklaşık 1 ay tutuklu kaldı, 1 yıl 3 ay ceza verdi. Tahliye oldu. Tahliye olduktan sonra bir infial oluştu. Cumhuriyet Başsavcılığı da itiraz etti. İtiraz üzerine ağır ceza bu kararı kaldırdı. Yeniden yargılama için gün verildi. Herkes adliyeye koştu. Hatta o ilk karardan sonra serbest kaldığında Sayın Cumhurbaşkanımızın aradığını da ben söyledim. Yeniden yargılamada mahkemenin vereceği karara bizim önceden şu kararı ver şeklinde bir müdahale etmemiz söz konusu değil. Tabi bu sefer verdiği kararda alt sınırdan uzaklaştı. Yani bu tür cezalar Hayvanları Koruma Kanunu’nda hapis cezaları yoktu eskiden. Sahipli-sahipsiz hayvan ayrımı vardı. Tüm bunlar bizim zamanımızda yasalaştı. Önceki kararında 1 yıl 3 ay vermişti. Bu sefer 3 yıl verdi. İyi hal indirimi yaptı. 2 yıl 6 aya düşmüş oldu. Tabi bu da bir tepki oluşturdu. Cumhuriyet savcımız bu konuda istinafa başvuracaktır. Eros’un bu şekilde canice katledilmesi hepimizi derinden yaraladı. Bir cana bu şekilde eziyet edilerek 6 dakika boyunca tekmelenmesi bir caniliktir. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bu tür fiillerin hiç cezası yoktu. Para cezası vardı” dedi.

    “Bütün suçlarda kadına karşı işlenen suçların cezalarını daha da arttırdık”

    Bakan Tunç’a son olarak kadına şiddetle ilgili yapılan çalışmalar hakkında bir soru yöneltildi. Tunç, o soruya yönelik şöyle konuştu:

    “Kadına şiddetin önlenmesiyle alakalı olarak 6284 sayılı yasamız var. Bu yasada birtakım tedbirler var. Ceza mevzuatımızda, cezaların arttırılmasıyla ilgili çalışmalar yaptık. Hatta geçen yasama döneminin son paketinde cezaları arttırdık. Yani kasten öldürme suçu bir erkeğe karşı işlenmişse müebbet hapis, kadına karşı işlenmişse ağırlaştırılmış müebbet hapis. Kasten yaralama, eziyet, işkence bütün suçlarda kadına karşı işlenen suçların cezalarını daha da arttırdık. Israrlı takibi ayrıca yeni bir suç tipi olarak ihdas ettik. Bu konuda meclisimizin yasama anlamında üzerine düşeni ben yaptığı kanaatindeyim. Suçu önleme bakımından asıl bahsettiğiniz ‘benim hayatım tehlikede’ diyen bir kadın hakkında mahkeme kararına gerek olmadan o tedbir mutlaka hemen gecikmeksizin verilmeli.”

  • MİT’ten Irak’ta PKK/KCK’ye ağır darbe

    MİT’ten Irak’ta PKK/KCK’ye ağır darbe

    MİT, terör örgütü PKK/KCK’nin sözde gençlik topluluğu kadın genel sorumlusu Rojda Bilen’i Irak Süleymaniye’de düzenlenen operasyonla etkisiz hale getirdi. Rojda Bilen, örgütün gençlik topluluğu olarak adlandırdığı yapıdaki tüm kadın teröristlerin faaliyetlerinde birinci derecede sorumluydu. MİT’in istihbarat ağı aracılığıyla Bilen’in Irak/Süleymaniye kırsalında bulunan İran sınırındaki Pencevin bölgesinde faaliyet yürüttüğü tespit edildi. Bilen’in yerinin tespiti üzerine operasyon için düğmeye basıldı. Operasyon kararının verilmesinden çok kısa bir süre sonra Rojda Bilen, nokta operasyon ile Irak/Süleymaniye kırsalında etkisiz hale getirildi.

    Örgüte katılacak gençleri tespit ve teşvik ediyordu

    Rojda Bilen, PKK/KCK’nin gençlik yapılanması içerisinde çok önemli bir konumdaydı. Bilen’in, terör örgütüne katılım yapacak gençleri tespit ve teşvik ettiği, ideolojik propaganda ile manipüle ettiği ve Türkiye’deki gençlik yapılanması mensuplarına eylem amaçlı talimatlar ilettiği belirlendi.
    Terörist Rojda Bilen parti teşkilatları aracılığıyla 2011 yılında PKK/KCK’ye katıldı. Bilen, örgüt içerisinde Kandil, Gare, Suriye, Mahmur gibi bölgelerde faaliyet gösterdi. Aslen Şırnak/Cizreli olan Rojda Bilen hakkında Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan arama kaydı bulunuyordu. Rojda Bilen, İçişleri Bakanlığı terör arananlar listesinde mavi kategoride yer alıyordu.

  • Mayıs’a kadar enflasyonda gerileme yok

    Mayıs’a kadar enflasyonda gerileme yok

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) 60’ıncı yıl dönümü nedeniyle Ankara’da bir otelde düzenlenen ‘ASO 60’ıncı Kuruluş Yılı Ödülleri’ törenine katıldı. Tören, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109. yıl dönümü nedeniyle saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Programda ASO’nun 60. kuruluş yılı nedeniyle bir slayt gösterisi yayınlanırken, Üretimin Ritmi Orkestrası konser verdi.

    Programda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109. yıl dönümü nedeniyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere tüm şehitlere Cenab-ı Allah’tan rahmet diledi. Konuklara Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın selamlarını ileten Yılmaz, “Bir taraftan Gazze’de yaşananlar, Orta Doğu’da gördüğümüz barbarlıkta içimizi yakıyor, yüreklerimizi dağlıyor. Gıda almak için sıra bekleyen masumların dahi katledildiği bu barbarlık karşısında tüm insanlığa barış ve hayırlar getirmesini diliyoruz Ramazan’ın. Bir an önce bir ateşkes sağlanmasını, siyasi bir sürecin başlamasını hem bölgemize, hem tüm insanlık adına beklediğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti olarak da Sayın Cumhurbaşkanımız, ilgili bakanlarımız, tüm kurumlarımızla bu yönde çaba sarf etmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Dünya genelinde manşet enflasyonun düşmeye başladığını, çekirdek enflasyonun ise halen nispeten yüksek seyrettiğini görüyoruz”

    Covid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşının ardından küresel ekonomide toparlanmanın yavaş ve düzensiz de olsa sürdüğünü belirten Yılmaz, “Küresel büyümedeki zayıf seyir devam ederken, jeopolitik riskler fiyatların oynaklığını ve risklerini arttırıyor. Bununla birlikte dünya genelinde manşet enflasyonun düşmeye başladığını, çekirdek enflasyonun ise halen nispeten yüksek seyrettiğini görüyoruz. Önde gelen Merkez Bankaları enflasyonu düşürmek için sıkı para politikası uygulamayı sürdürüyor. İmalat sanayi özellikle gelişmiş ülkelerde görece zayıf durumdayken, hizmetler sektörünün son dönemde hafif de olsa toparlanma içinde olduğunu görüyoruz. Böyle bir küresel iklimde geçtiğimiz yıldan bu yana ekonomimizde belirsizliği azaltıcı, tüm sektörlerin önünü daha net görebileceği politikaları hayata geçiriyoruz. Ekonominin düşmanı belirsizlik. Belirsizliği ne kadar azaltırsanız, öngörülebilirliği arttırırsanız ekonomiye de o derece güç vermiş olursunuz” diye konuştu.

    Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası iş adamlarıyla istişare içinde ilgili kesimlerle, işçisi, işvereni tüm taraflarla istişareler içinde hazırlanan Orta Vadeli Program ve Kalkınma Planı ile birlikte politika belirsizliklerinın de ortadan kalktığını vurgulayan Yılmaz, “Gerek para politikası, gerek maliye politikası, gerek yapısal reformlar konusunda oldukça detaylı bir yol haritasını toplumumuzla paylaştık. Bizzat Cumhurbaşkanımız, Orta Vadeli Program’ı paylaştı. Dolayısıyla siyasi belirsizliklerin ve politika belirsizliklerinin minimum düzeye indiği bir ortamda, öngörülebilirliğin sağlandığı bir ortamda politikalarımızı hayata geçiriyoruz. Bunun da üç ayağı var biliyorsunuz; para politikası, maliye politikası ve yapısal reformlar. Her üç sütunu da birbiriyle ilişkilendirerek güçlü bir ekiple ve koordinasyon içinde hayata geçiriyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Yerel seçimler makro politikaların değişme ihtimali olan seçimler değil”

    Yerel seçimler vesilesiyle bazı tartışmalar yaşandığını gördüklerini aktaran Yılmaz, “Bunların hiçbir zemine sahip olmadığını bir kez daha buradan ifade etmek isterim. Yerel seçimler makro politikaların değişme ihtimali olan seçimler değil. Yerel seçimler, yerel seçimlerdir. Genel seçimlerle Meclis belirlenir, hükümet belirlenir. Ulusal düzeyde politikalar belirlenir. Yerel seçimler ise ilimizin, şehrimizin yönetimiyle yerel hizmetlerle ilgili seçimlerdir. Dolayısıyla bu yerel seçim vesilesiyle makro politikalarımız konusunda yapılan tartışmaların hiçbir zemine sahip olmadığını, spekülatif birtakım söylemlerden ibaret olduğunu ifade etmek isterim” dedi.

    “Enflasyonla mücadelede mali disiplinin sağlanması, büyümenin dengelenmesi, cari açığın azaltılması ve rezervlerin güçlendirilmesi için çalışıyoruz”

    Enflasyonla mücadelede mali disiplinin sağlanması, büyümenin dengelenmesi, cari açığın azaltılması ve rezervlerin güçlendirilmesi için çalıştıklarını söyleyen Yılmaz, “Eş zamanlı bir şekilde bütün bu alanlarda çaba sarf ediyoruz. Dünya ekonomisi geçtiğimiz yıl 2023’de yüzde 3 civarında büyürken, Türkiye ekonomisi olarak yüzde 4,5 büyümeyi sağladık. Biliyorsunuz dünya ekonomisi tarihsel ortalamalarının altında yüzde 3.6 civarında son 20 yıl ortalaması, dünya büyümesi geçen yıl yüzde 3 civarında gerçekleşti. Dolayısıyla dünya ticareti ve ekonomisi tarihsel ortalamaların altında. Bizim ise son 20 yıl büyüme oranımız, ortalama yıllık büyüme oranımız 5.4. Biz de tarihsel ortalamamızın bir miktarı altında 4.5 olarak gerçekleşti büyümemiz. Ama dünyayla mukayese ettiğimizde yine dünyanın bir buçuk puan daha üstünde bir büyüme hızını hayata geçirmiş olduk. Orta Vadeli Program’da öngördüğümüz büyümenin de bir miktar üstünde bir büyümeyle 2023 yılını kapatmış olduk” ifadelerini kullandı.

    Yılmaz, sanayi yatırımlarının güçlü bir şekilde yoluna devam ettiğini, büyümenin kompozisyonunda yatırımların önemli bir noktaya doğru hareket ettiğini gösterdiğini kaydetti.

    “Enflasyon temel meselemiz. Burada mücadeleyi uzun ve orta vadeli bir perspektifle kararlılıkla sürdürmemiz gerekiyor”

    “Enflasyon temel meselemiz. Burada mücadeleyi uzun ve orta vadeli bir perspektifle kararlılıkla sürdürmemiz gerekiyor” diyen Yılmaz, “Dünyada da böyle, bizde de böyle. Bize özgü bir şey değil. Bütün dünyada enflasyonla mücadele belli bir zaman alan bir mücadele. Burada kararlılık göstermemiz, sabırla doğru politika, ısrarla ve sabırla takip etmemiz önemli. Doğrultuyu görmemiz önemli. Gündelik değişimler olabilir. Dünyada bir haber çıkar, bir hadise olur, Türkiye’de konjonktürel, günlük haftalık gelişmeler olabilir. Bunları bir kenara koyarak söylüyorum. Esas mesele politika çerçevemiz ve doğrultunuzdur. Bunun sizi nereye götürdüğü; doğru bir yola girmişseniz er veya geç hedefinize ulaşırsınız. Bir hafta erken olur, üç gün geç olur ama hedefinize ulaşırsınız. Dolayısıyla politika çerçevemiz ve gittiğimiz yolun önemli olduğunu ifade etmek istiyorum” açıklamalarında bulundu.

    “Mayıs ayına kadar yıllık enflasyonda ciddi bir gerileme beklemiyoruz”

    Enflasyonla mücadelede aylık sonuçlar almaya başladıklarını söyleyen Yılmaz, “Ocak ve şubat biraz beklentilerin üstünde geldi. Çeşitli sebeplerle burada vakit açısından detayına girmek istemiyorum. Ama giderek ivme kaybediyor, kaybedecek. Martla birlikte bunu daha da göreceğiz inşallah. Mayıs ayına kadar yıllık enflasyonda ciddi bir gerileme beklemiyoruz. Mayıstan sonra yaz aylarında haziran enflasyon rakamlarını aldığımızda, ki haziranın rakamı çıkıyor biliyorsunuz. Ama hazirandan başlayarak fiilen yıllık bazda enflasyondaki belirgin düşüşleri de göreceğiz. Yılın ikinci yarısında bu düşüşleri göreceğiz. 2025yılı için Orta Vadeli Program’da öngördüğümüz yüzde 15’ler civarında bir enflasyon. 2026 için ise tek haneli enflasyona yeniden dönüşü öngörüyoruz. Buna göre bütün planımızı, programı yapmış durumdayız” dedi.

    Yılmaz, cari açıkta bir gerilemenin olduğunu, cari açığın 2023 ortalarında 60 milyar dolarlara kadar çıktığını ifade etti.

    “Türkiye’de sürdürülebilir kalkınmanın önündeki en büyük engellerden biri cari açıktır”

    Cari açığın yıl sonunda 45 milyara gerilediğini belirten Yılmaz, “Ocak ayında 37,5 milyar dolara kadar cari açığın düştüğünü görüyoruz. Yıllıklandırılmış, geriye doğru 12 aylık cari açıktan bahsediyorum. Şubat ayı verileri de geldi ama daha cari açık hesabı çıkmadı. Şubat ayındaki verilerden ön bir değerlendirme yapacak olursak daha da düşeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Muhtemelen 32, 33 milyar dolarlara falan düşecek cari açığımız. Bu da çok sevindirici. Türkiye’de sürdürülebilir kalkınmanın önündeki en büyük engellerden biri cari açıktır. Sürdürülebilir kalkınma açısından cari açığı belli bir seviyeye çekmek durumundayız. son derece olumlu bir gelişim trendi içinde olduğumuzu söyleyebilirim. Baktığımızda mayıs ayından ocak ayına 22.6 milyar dolar bir düşüş var cari açıkta. Bu iyileşmenin özellikle son dönemde ihracatçımızı destekleyen, ithalatı azaltıcı politikalarımızın ve dış ticareti dengelemeye dönük politikalarımızın burada etkili olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.

    “Kadınların eğitimi arttıkça mesleki eğitimi arttı. Daha fazla kadın istihdamı göreceğiz”

    Her gittiği yerde iş dünyasıyla buluştuğunu ve sorunları bildiğini söyleyen Yılmaz, “En önde gelen sorunlardan biri vasıflı ve birçok bölgemizde de vasıflı olmayan iş gücü bulmada zorluklar sanayicimizin dile getirdiği. Bunun üzerine hep birlikte gerçekten kafa yormalıyız, çalışmalıyız. Ekonomi Koordinasyon Kurulunda da bu konuları tartışıyoruz. Bir özel çalışma grubu da oluşturduk. Mesleki eğitim konusunda ciddi çalışmalar yürütüyoruz. Sizin de önemli işler yaptığınızı biliyorum bu konuda. İş gücü piyasamızla eğitim sistemimiz arasındaki örtüşmeyi arttırmamız gerekiyor. Kadınların eğitimi arttıkça, mesleki eğitimi arttı. Daha fazla kadın istihdamı göreceğiz. Bu iş gücü açığının kapanmasında ve girişimciliğin artmasında önemli bir katkıda bulunacak diye de inanıyorum” diye konuştu.

    Sanayi istihdamında gençlerin üretken alanlara, sanayiye ve tarıma daha fazla yönlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Yılmaz, “Bu alanların prestijini de katkılarını da arttırıcı bir yaklaşım içinde olmamız gerekir. Gençler daha çok başka alanlara yöneliyorlar. Ama sanayiye ve tarıma gençlerin daha fazla ilgisini cezbetmek durumundayız” dedi.
    Yılmaz, Türkiye’nin bankacılık sisteminin sağlam bir yapıya sahip olduğunu sözlerine ekleyerek, sermaye yeterlilik oranlarının yasal gerekliliklerin çok üzerinde olduğunu söyledi. Yılmaz, bütçe açığının milli gelire oranının 6,4 olarak öngörüldüğünü ancak 5,2 şeklinde gerçekleştiğini dile getirdi. 5,2 olarak gerçekleşen cari açığın 3,7’sinin depremle bağlantılı harcamalar olduğuna değinen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bütçe açığının deprem harcamaları hariç yüzde 1,6 civarında olduğuna dikkati çekti.

    Risk primlerinin düştüğünün altını çizen Yılmaz, “İşte cari açığın düşmesi, bütçe açığının beklenenden daha düşük olması, kurdaki olumlu gelişmeler. Bütün bu risk unsurlarındaki olumlu gelişmeler kredi risk primlerimize yansımış durumda. CDS dediğimiz ülke risk primi geçen yılın ortalarında 700 civarındaydı. Bugün geldiğimiz noktada 300’ler civarında seyrediyor. Kredi derecelendirme kuruluşlarının da giderek ülkemizin yatırım notunu yükselttiğini görüyoruz. En FİTCH’in kararı oldu. Programımızı uyguladıkça, sonuçları almaya devam ettikçe bu notların daha da artacağından ve ülkede risk primlerimizin daha da aşağılara geleceğinden hiçbir şüphemiz yok” dedi.

    “Trilyon dolarlık ekonomiler ligine girmiş olduk”

    Yılmaz, geçen yıl 13 bin 110 doları bulan kişi başına düşen milli geliri 2026’da sonunda 15 bin dolara ulaştırmayı hedeflediklerini belirterek, “İlk defa geçen yıl trilyon dolarlık bir ekonomi olduk. Artık trilyon dolarlık ekonomiler ligine girmiş olduk. Bu 15 bin dolara doğru giden süreçte de yüksek gelirli ülkeler ligine dahil olmuş olacağız. Ekonomide de eşikler önemli. Eşitleri aşmak bazen zordur zaman alır ama o eşiği bir defa aştıktan sonra daha rahat bir şekilde yol alırsınız, mesafe alırsınız. Türkiye bu kritik eşiği kamusuyla, özel sektörüyle bir millet olarak güçlü bir devlet olarak aşacaktır. Bundan da hiçbir şüphemiz yok. Cumhurbaşkanımızın yüksek sahiplenmesiyle öncülük ettiği programımızı sabırla, ısrarla, kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

  • “Mahzen-13” operasyonları

    “Mahzen-13” operasyonları

    İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya sosyal medya hesabından paylaşım yaparak operasyonlar hakkında bilgi verdi. Bakan Yerlikaya’nın verdiği bilgilere göre, İzmir merkezli olarak Mersin ve Van’da gerçekleştirilen “Mahzen-13” operasyonlarında elebaşılığını Tahsim Aktaş ve Murat Hanaylıoğlu’nun yaptığı 2 ayrı suç örgütü çökertildi. Operasyonlarda toplam 25 şüpheli yakalanırken 16 adet tabanca, 2 adet tam otomatik uzun namlulu silah, 10 adet tüfek, çok sayıda fişek, tüfek kartuşu ve muhtelif miktarda uyuşturucuya ise el konuldu.

    Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Başkanlığı koordinesinde; İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yapılan çalışmalar sonucu İzmir merkezli Mersin ve Van’da düzenlenen operasyonlarda, organize suç örgütü üyesi şüphelilerin; Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, eğlence mekanlarını cebir ve tehdit kullanarak ele geçirmeye çalıştıkları, esnaflara ait işyerlerini kurşunladıkları, silahlı tehdit ile mağdur şahıslara zorla senet imzalattırdıkları, 3’üncü şahıslar adına para tahsilatı yaptıkları, silah ticareti yaptıkları, kasten yaralama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve 6136 sayılı kanuna muhalefet suçlarını işledikleri tespit edildi.